<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"> 
  <channel>
<title> YURDUM GAZETESİ</title>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr</link>
<description>Yurdum Gazetesi 
Mersinİin  yerel gazetesi</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://www.yurdumgazetesi.com.tr</copyright>
<image>
<title>https://www.yurdumgazetesi.com.tr</title>
<url>
https://www.yurdumgazetesi.com.tr/images/genel/transparentZ10x10.png
</url>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>Artık Acılara da Alışıyoruz: Toplum Sessizce Çürüyor</title>
<description><![CDATA[<p>Artık Acılara da Alışıyoruz: Toplum Sessizce Çürüyor<br />
Artık bazı acılar karşısında ne yazık ki şaşırmıyoruz.<br />
Bir intihar haberi geliyor, “acı olay” denilip geçiliyor. Bir cinayet haberi düşüyor ekranlara, birkaç saat konuşuluyor, sonra başka bir haberin gölgesinde unutuluyor. Şiddet, uyuşturucu, trafik kazaları, okul çevresindeki olaylar derken toplum olarak sanki bütün bunları hayatın sıradan bir parçasıymış gibi görmeye başladık.<br />
Oysa sıradanlaşan şey, tehlikenin kendisidir.<br />
Malatya’da son altı ay içerisinde ölümle sonuçlanan intihar vakalarının sayısının 50 civarında olduğuna dair çeşitli söylemler duyuyoruz. Bu rakamın resmi verilerle mutlaka ortaya konulması gerekiyor. Ancak deprem bölgesinin tamamına baktığımızda ortaya çıkan tablonun çok daha ağır olabileceği endişesi var.<br />
Burada artık kimse “Bana ne?” deme lüksüne sahip değil.<br />
Buradan yetkililere açıkça sesleniyorum: Gelin, bu meseleye hep birlikte çözüm arayalım.<br />
İntiharları, uyuşturucuyu, şiddeti, aile içindeki sorunları, gençlerin geleceksizlik duygusunu ve giderek artan toplumsal huzursuzluğu bir bütün olarak ele almak zorundayız.<br />
Çünkü bugün bir gencimizi kaybediyoruz, yarın başka bir gencimizi…<br />
Söylüyoruz, konuşuyoruz, toplantılar yapıyoruz ama çoğu zaman söylediklerimiz havada kalıyor. Oysa memleketin gençleri gözümüzün önünde kayboluyor.<br />
Allah aşkına, artık harekete geçelim.<br />
Günde bir gökdelen dikseniz, yüzlerce bina yapsanız, yolları yenileseniz, şehirleri yeniden kursanız ne olur?<br />
Eğer toplumun ruhu yara alıyorsa, gençler uyuşturucunun pençesine düşüyorsa, şiddet günlük hayatın bir parçası haline geliyorsa yapılan binaların anlamı da eksiliyor.<br />
Çünkü şehirleri sadece betonla değil, insanla yaşatabilirsiniz.<br />
Bugün ülkenin farklı yerlerinden neredeyse her gün cinayet haberleri geliyor. İnsanların birbirine karşı neden bu kadar öfkeli ve şiddete meyilli hale geldiğini ciddi biçimde sorgulamak zorundayız.<br />
Sokakta yürürken bile insan kendini eskisi kadar güvende hissetmiyor.<br />
“Acaba nereden bir kurşun gelir?” diye düşünerek dolaşmak, bir toplum için son derece ağır bir tablodur.<br />
Bunlar yetmezmiş gibi trafik kazaları da can almaya devam ediyor.<br />
Bir yanda şiddet, bir yanda uyuşturucu, bir yanda intiharlar, diğer yanda trafik…<br />
Peki biz daha neyi bekliyoruz?<br />
Bütün bunları birbirinden bağımsız olaylar gibi görmek yerine, toplumsal bir alarm olarak değerlendirmemiz gerekiyor.<br />
Üstelik bu mücadele siyaset üstü olmak zorunda.<br />
Kimse kimsenin partisine, diline, dinine, mezhebine, memleketine bakmadan aynı masanın etrafında oturmalı. İktidarıyla, muhalefetiyle, yerel yönetimleriyle, güvenlik güçleriyle, eğitimcileriyle, aileleriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla ortak bir mücadele başlatılmalı.<br />
Gerekiyorsa cezalar ağırlaştırılmalı.<br />
Gerekiyorsa denetimler sıklaştırılmalı.<br />
Ama sadece cezayla da bu sorunun çözülemeyeceğini unutmamalıyız. Gençleri uyuşturucudan uzak tutacak sosyal alanlar, psikolojik destek mekanizmaları, ailelere yönelik çalışmalar ve okul çevrelerinde daha güçlü önlemler de hayata geçirilmeli.<br />
Ve bütün bunlar yarın değil, bugün başlamalı.<br />
Geçtiğimiz günlerde okullarda yaşanan bazı olaylar da hepimizi düşündürmeli.<br />
Detaylarını burada yeniden yazmak istemiyorum. Çünkü bazen bir olayı sürekli anlatmak, görüntülerini tekrar tekrar göstermek, nasıl gerçekleştiğini ayrıntılarıyla aktarmak istemeden de olsa yanlış kişilere örnek oluşturabiliyor.<br />
Özellikle çocuklar ve gençler açısından medyanın burada çok büyük bir sorumluluğu var.<br />
Bir olay haber yapılacaksa elbette yapılmalı. Ancak haber vermek ile olayı teşhir etmek arasında çok ince bir çizgi var.<br />
Şiddeti anlatırken şiddeti özendirmemek, intiharı haberleştirirken yöntemi ve ayrıntıları vermemek, çocukların karıştığı olaylarda onların geleceğini düşünmek zorundayız.<br />
Çünkü bazen bir haber, farkında olmadan başka bir olaya kapı aralayabilir.<br />
Biz artık sadece yaşananları haber veren değil, yaşanabileceklerin önüne geçmeye çalışan bir anlayışa ihtiyaç duyuyoruz.<br />
Bu ülkenin gençleri bizim çocuklarımız.<br />
Onları kaybettikten sonra “Neden oldu?” diye sormanın hiçbir anlamı yok.<br />
Önce tedbir, sonra acı haber değil; önce insan, sonra her şey…<br />
Bugün hâlâ zamanımız var.<br />
Ama bu zamanın sonsuza kadar devam edeceğini sanıyorsak yanılıyoruz.<br />
Toplumun alarm zilleri çalıyor.<br />
Duyalım artık.<br />
Çünkü mesele sadece bir kişinin, bir ailenin, bir mahallenin meselesi değil.<br />
Mesele hepimizin meselesi.<br />
Ve bu gidişata hep birlikte dur demezsek, yarın “Nerede yanlış yaptık?” diye soracağımız çok daha ağır bir tabloyla karşı karşıya kalabiliriz.</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//artik-acilara-da-alisiyoruz-toplum-sessizce-curuyor/56/</link>
<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 12:39:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Biz Onlara Yardım Ediyorduk, Yardıma Muhtaç Olduk”</title>
<description><![CDATA[<p>Biz Onlara Yardım Ediyorduk, Yardıma Muhtaç Olduk”<br />
Çiftçinin derdi bitmiyor. Gün doğmadan tarlanın yolunu tutuyor, toprağı sürüyor, ekiyor, biçiyor. Bir yıl boyunca alın teri döküyor. Hasat zamanı geldiğinde ise aklında tek bir soru oluyor: “Bunca emeğin karşılığını alabilecek miyim?”<br />
Mazot, gübre, su, işçilik derken yapılan hesap çoğu zaman tutmuyor. Ürün satılıyor ama borçlar, masraflar ve evin ihtiyaçları geride kalıyor.<br />
Biz de yıllardır çiftçilik yapan Mehmet Amca’nın yanına oturduk. Çiftçiliği, geçim sıkıntısını, değişen hayatı ve geleceğe dair düşüncelerini konuştuk. Mehmet Amca öyle süslü cümleler kurmuyor. Ne yaşıyorsa onu anlatıyor.<br />
— Mehmet Amca, ne iş yapıyorsun?<br />
— Çiftçiyim evlat. Yıllardır bu işi yapıyorum. Toprağın başında büyüdük. Emeğimizi de ekmeğimizi de buradan kazandık.<br />
— Ne ekiyorsun?<br />
— Buğday ekiyorum, nohut ekiyorum. Yıllardır neyi nasıl ekeceğimizi biliriz. Toprağın dilinden anlarız. Ama son yıllarda iş değişti evlat.<br />
— Nasıl değişti?<br />
— Tarlaya girerken başka hesap yapıyorsun, hasat bitince başka hesapla karşılaşıyorsun. Mazot ayrı para, gübre ayrı para, işçilik ayrı para, su ayrı para… Her şeyin fiyatı artıyor.<br />
— Peki bu yıl hasat nasıl geçti?<br />
— Hasat iyi geçti diyelim. Ürün oldu, biçtik, kaldırdık. Ama ürünün olması yetmiyor ki evlat. Önemli olan o ürünün sana ne bıraktığı.<br />
Bir yıl çalışıyorsun. Ekiyorsun, bekliyorsun, yağmurunu bekliyorsun, sıcağını çekiyorsun. Sonra ürününü satıyorsun. Bir bakıyorsun, elde avuçta yine bir şey yok.<br />
— Yani emeğinin karşılığını alamadığını söylüyorsun?<br />
— Alamıyoruz evlat. Bizim en büyük derdimiz bu.<br />
Eskiden de her şey ucuz değildi. Eskiden de sıkıntı vardı. Ama bir fark vardı.<br />
— Neydi o fark?<br />
Mehmet Amca biraz duruyor, sonra başını sallayarak cevap veriyor:<br />
— Eskiden yokluk vardı evlat, şimdi yoksulluk var.<br />
— Aradaki fark ne?<br />
— Eskiden ürünümüzü satardık, çocuklarımızı evlendirirdik. Komşunun düğünü olurdu, giderdik. Elimizden geldiğince Cumhuriyet altını takardık.<br />
Şimdi düğüne giderken utanıyorum.<br />
— Neden?<br />
— İki yüz lira zor takıyoruz.<br />
Eskiden düğüne giderken “Ne takacağız?” diye düşünürdük. Şimdi “Cebimizde ne kadar var?” diye düşünüyoruz.<br />
İnsan utanıyor evlat. Yıllarca çalışmışsın, toprağın başında durmuşsun. Ama bugün bir düğüne gidip iki yüz lira takmak bile hesap kitap işi olmuş.<br />
— Peki evin ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorsunuz?<br />
— Elimizden geldiğince kendimiz üretmeye çalışıyoruz. Tavuklarımız var mesela. Evde yumurtamız oluyor. O tavuklar olmasa ne yumurta yiyeceğiz, ne et.<br />
— Kasaba ne sıklıkla gidiyorsun?<br />
Mehmet Amca gülümseyerek:<br />
— Kasaba en son ne zaman gittiğimi hatırlamıyorum evlat.<br />
— Kendinize, evinize en son ne zaman doğru dürüst bir şey aldınız?<br />
— Üstümüze başımıza en son ne zaman doğru dürüst esvap aldığımızı hatırlamıyorum.<br />
İnsan kendi ihtiyacını erteliyor. Önce çocuklar… Önce evin masrafı… Önce borçlar…<br />
Kendimize sıra gelmiyor.<br />
— Peki Mehmet Amca, bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsun?<br />
Bu kez Mehmet Amca uzun süre susuyor.<br />
Sonra derin bir nefes alıp:<br />
— Bundan sonra ekmeyi düşünmüyorum evlat.<br />
— Çiftçiliği bırakmayı mı düşünüyorsun?<br />
— İstemek başka evlat, mecbur kalmak başka.<br />
Biz bu işi severek yaptık. Toprağa alıştık. Emeğimizi buradan kazandık. Ama insan bir yıl çalışıp da eline bir şey geçmeyince kendi kendine soruyor:<br />
“Ben niye uğraşıyorum?”<br />
Bak evlat…<br />
Biz çocuklara yardım ediyorduk.<br />
Şimdi yardıma muhtaç olduk.<br />
— Bu sözün çok ağır Mehmet Amca.<br />
— Ağır tabii evlat. Ama gerçek.<br />
Biz çocuklarımızı büyüttük. Okuttuk. Evlendirdik. Elimizden geldiğince destek olduk. “Biz çektik, çocuklarımız çekmesin” dedik.<br />
Şimdi dönüp bakıyoruz, kendi masraflarımızı bile karşılamakta zorlanıyoruz.<br />
— Peki sence çiftçi üretmezse ne olur?<br />
— Ne olacak evlat?<br />
Buğdayı kim ekecek?<br />
Nohudu kim ekecek?<br />
İnsanlar ne yiyecek?<br />
Bunları düşünen var mı, bilmiyorum.<br />
Ama bildiğim bir şey var:<br />
Çiftçi bu masrafın altında ezilirse, yarın tarlaya girecek insan bulamazsınız.<br />
Mehmet Amca’nın ardından…<br />
Sohbetimiz bittiğinde Mehmet Amca’nın bir sözü aklımda kaldı:<br />
“Biz onlara yardım ediyorduk, yardıma muhtaç olduk.”<br />
Aslında bu tek cümle, bugün çiftçinin yaşadığı sıkıntıyı anlatmaya yetiyor.<br />
Çünkü çiftçi yalnızca kendi tarlasını ekmiyor.<br />
Bu ülkenin sofrasını, mutfağını ve geleceğini de ayakta tutuyor.<br />
Ama çiftçi kendi evinin mutfağında ne yiyeceğini düşünüyorsa, düğüne giderken cebindeki parayı hesaplıyorsa, yıllardır çalışmasına rağmen üstüne başına doğru dürüst bir şey alamıyorsa burada hepimizin durup düşünmesi gerekiyor.<br />
Çünkü mesele yalnızca Mehmet Amca'nın meselesi değil.<br />
Mesele toprağın meselesi.<br />
Mesele üretimin meselesi.<br />
Mesele bu ülkenin sofrasının meselesi.<br />
Çiftçiye “Üret” demek kolay.<br />
Asıl mesele, çiftçinin ürettiği zaman emeğinin karşılığını alabilmesini sağlamak.<br />
Yoksa bugün tarlasını ekmekten vazgeçen çiftçinin kararı, yarın hepimizin sofrasına yansır.<br />
Mehmet Amca'nın sözleri belki bir çiftçinin sitemi gibi görünüyor.<br />
Ama aslında hepimize sorulan çok daha büyük bir soru var:<br />
“Biz üretmezsek, bu ülke ne yiyecek?”</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//biz-onlara-yardim-ediyorduk-yardima-muhtac-olduk/55/</link>
<pubDate>Sat, 26 Sep 2026 12:57:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Öğrencim mi, Vekilim mi Kıymetli?</title>
<description><![CDATA[<p>Öğrencim mi, Vekilim mi Kıymetli?<br />
Başlık ilk bakışta biraz sıra dışı gelebilir, farkındayım. Fakat bazen bir derdi görünür kılmak için cümleleri kalıpların dışına çıkarmak gerekir.<br />
Sorum net: Bu ülkenin geleceğini sırtlayacak öğrenciler mi daha kıymetli, yoksa onların adına karar mekanizmasında oturan milletvekilleri mi?<br />
Elbette vekillerimiz halkın temsilcisi olarak kıymetli bir görev ifa ediyor. Ancak meseleye bir okul kantini ile Meclis lokantasındaki su ve ayran fiyatı üzerinden bakarsak, neyi kastettiğim çok daha net anlaşılacaktır.<br />
Devletimiz, öğrencilerin beslenmesine katkı sunmak amacıyla 2 bin liralık kantin desteği veriyor. Ailenin üzerindeki yükü hafifletmeyi ve bir çocuğun okula aç girmesini engellemeyi hedefleyen son derece kıymetli bir adım.<br />
Fakat tam da burada durup sormak gerekiyor:<br />
* Bir şişe su, bir kutu ayran kaç lira?<br />
* Günlük harçlığıyla ayakta kalmaya çalışan bir öğrenci için kantin fiyatları ne anlam taşıyor?<br />
Eğer öğrencinin cebine koyduğumuz destek, kantindeki zam dalgasıyla eriyip gidiyorsa orada ciddi bir çelişki var demektir. Devletin bir eliyle verdiğini, denetimsiz piyasa koşulları diğer eliyle geri alıyorsa sorgulanması gereken bir düzenle karşı karşıyayız.<br />
Meclis’te Su, Kantinde Su...<br />
Meclis lokantası ile okul kantinini birebir aynı kefeye koyamayız; tedarik imkânları, işletme maliyetleri ve şartlar kuşkusuz farklıdır. Fakat makul bir soru hâlâ ortada duruyor:<br />
Milletvekili uygun fiyata su ve ayran içebilirken, aynı ülkenin evladı olan öğrenci neden bu imkândan mahrum kalıyor?<br />
İkisi de insan, ikisi de bu ülkenin vatandaşı. Aralarındaki tek fark var: Vekil bugün karar veriyor; öğrenci ise yarın o kararların sonuçlarıyla yaşayacak. Bugünün öğrencisi yarının öğretmeni, doktoru, mühendisi veya siyasetçisi olacak. Yani öğrenciye yapılan her harcama, aslında Türkiye'nin yarınına yatırılan bir sermayedir.<br />
Şüphesiz kantin işletmecisi de emeğinin karşılığını alacak; kirasını, elektriğini, çalışanının maaşını ödeyecek. Kimse esnafın zararına çalışmasını beklemiyor. Ancak sorun tam da burada başlıyor: Serbest piyasa, denetimsizlik anlamına gelir mi?<br />
Anadolu’da güzel bir söz vardır: "Kızı gönlüne bırakırsan ya davulcuya varır ya zurnacıya." Piyasayı kendi haline bırakır, denetim mekanizmasını işletmezseniz; bugün su, yarın ayran, öbür gün tost fiyatı kontrolden çıkar. Sonunda çocuğun beslenme çantasını dolduramaz hale gelirsiniz.<br />
Geleceğimizi Ucuza Harcamayalım<br />
Soruya tekrar dönelim. Benim cevabım berrak: Bu ülkenin geleceği olan öğrenciler her şeyden kıymetlidir. Vekiller bugün var, yarın yerlerini başkalarına devrederler. Ancak çocuklarımız bu ülkenin omurgasıdır.<br />
Sınıfa karnı aç giren, harçlığını hesaplamaktan dersine odaklanamayan bir gençlikten büyük başarılar bekleyemeyiz. Gençlerin Meclis'te daha güçlü temsil edilmesi, onların hayat şartlarını doğrudan bilen kadroların karar mekanizmalarında yer alması da bu yüzden bir temenni değil, ihtiyaçtır.<br />
Devletin öğrenciye destek vermesi takdire şayandır; ancak esas başarı, o desteğin kantin zamları karşısında erimesini engellemektir. Öğrencinin hakkını savunmak, kimsenin kazancına göz dikmek değil; adil bir bölüşüm talep etmektir.<br />
Mesele yalnızca bir şişe su, bir kutu ayran ya da 2 bin liralık destek değildir. Mesele, bu ülkenin kendi geleceğine ne kadar değer verdiğidir. Yarınımızı ucuza harcamayalım; aksi halde bugün kantinde ödemediğimiz hesabı, yarın çocuklarımızın çalınan geleceğiyle ödemek zorunda kalırız.</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//ogrencim-mi-vekilim-mi-kiymetli/54/</link>
<pubDate>Tue, 22 Sep 2026 15:48:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Eskiden otomobil bir ihtiyaçtı</title>
<description><![CDATA[<p>Eskiden otomobil bir ihtiyaçtı. İnsan işe gidip gelmek, çocuğunu okula götürmek, hastaneye ulaşmak, hafta sonu ailesiyle bir yerlere gitmek için araba alırdı. Araba, hayatı kolaylaştıran bir araçtı.<br />
Bugün ise vatandaş direksiyona geçmeden önce hesap yapmak zorunda.<br />
Çünkü artık arabanın kendisinden çok, arabayı kullanmanın maliyeti can yakıyor.<br />
Ortalama bir araç üzerinden kabaca hesaplayalım.<br />
Yıllık araç sigortasını yaklaşık 15 bin lira düşünelim. Kasko yaptırırsanız bunun üzerine ortalama 20 bin lira daha ekleniyor. Muayene yaklaşık 3 bin 900 lira. Yazlık-kışlık lastik değişimi 3 bin lira civarında. Motorlu Taşıtlar Vergisi'ni ortalama 8 bin lira kabul edelim. Yıllık bakım için de en az 10 bin lira ayırmak gerekiyor.<br />
Bir de yakıt var.<br />
Litresi 100 lira civarında olan akaryakıttan ayda sadece bir depo kullandığınızı düşünelim. Yılda 12 depo yaklaşık 80 bin liraya geliyor.<br />
Şimdi hesap makinesini çıkaralım:<br />
15.000 + 20.000 + 3.900 + 3.000 + 8.000 + 10.000 + 80.000 = yaklaşık 139.900 TL.<br />
Yani ayda yaklaşık 11 bin 700 lira, yuvarlak hesapla 12 bin lira, sadece otomobili ayakta tutmanın ve kullanabilmenin maliyeti.<br />
Ama durun, daha bitmedi.<br />
Bu hesabın içinde lastik eskimesi yok. Akü değişimi yok. Fren balatası yok. Yağ ve filtre değişimleri yok. Beklenmedik bir motor arızası yok. Otopark yok. Otoyol ve köprü geçişleri yok. Trafik cezası yok. Allah korusun, büyük bir tamir masrafı hiç yok.<br />
Yani hesap kâğıt üzerinde 139 bin 900 lirada kalıyor. Gerçek hayatta ise rakam çok daha yukarılara çıkabiliyor.<br />
Bir de bunun üzerine otomobilin satın alma bedelini koyun.<br />
Vatandaş arabayı alabilmek için yıllarca borçlanıyor. Borcu bittikten sonra da arabayı kullanabilmek için her ay yeniden para harcıyor.<br />
İşin en düşündürücü tarafı ise şu:<br />
Arabanız garajda dursa bile masraf devam ediyor.<br />
Sigorta var, kasko var, vergi var, muayene var, bakım var...<br />
Yola çıktığınız anda ise yakıt, park, geçiş ücretleri ve diğer giderler devreye giriyor.<br />
Sonra dönüp vatandaşa soruyoruz:<br />
“Niye tasarruf yapamıyorsun?”<br />
Nasıl yapsın?<br />
Ev kirası, elektrik, su, doğalgaz, mutfak masrafı, çocukların ihtiyaçları, eğitim giderleri derken bir de otomobilin masrafları geliyor.<br />
Üstelik burada lüks bir otomobilden söz etmiyoruz.<br />
Vatandaşın istediği son model, milyonluk, gösterişli bir araç da değil.<br />
İstediği şey belli:<br />
İşe gidip gelebileceği, çocuğunu okula götürebileceği, gerektiğinde ailesini hastaneye ulaştırabileceği, yılda birkaç kez memleketine gidebileceği bir otomobil.<br />
Hepsi bu.<br />
Ama bugün geldiğimiz noktada, sıradan vatandaş için otomobil sahibi olmak bir yana, otomobile binmek bile lüks haline gelmeye başladı.<br />
Eskiden “Araba alırsam hayatım kolaylaşır” derdik.<br />
Şimdi vatandaşın cümlesi değişti:<br />
“Arabam var ama masrafından binemiyorum.”<br />
İşte hayat pahalılığının en somut göstergelerinden biri de burada karşımıza çıkıyor.<br />
Maaşınız artıyor. Fakat aynı anda sigorta, vergi, bakım, yakıt, yedek parça ve diğer giderler de artıyorsa, maaşınıza yapılan zam daha cebinize girmeden eriyip gidiyor.<br />
Bugün bir otomobil almak zor.<br />
Otomobilin borcunu ödemek zor.<br />
Ama asıl zor olan, o otomobile düzenli olarak binebilmek.<br />
Çünkü artık vatandaş için araba bir ulaşım aracı olmaktan çıkıp adeta ayrı bir bütçe kalemine dönüşmüş durumda.<br />
Kısacası mesele artık otomobile sahip olmak değil.<br />
Mesele, o otomobile binecek parayı bulabilmek.<br />
Ve geldiğimiz noktada, sıradan vatandaş için otomobil sahibi olmak değil, otomobile binmek bile her geçen gün biraz daha hayal oluyor.</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//eskiden-otomobil-bir-ihtiyacti/53/</link>
<pubDate>Sat, 12 Sep 2026 15:30:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Enflasyon Değil,</title>
<description><![CDATA[<p>Enflasyon Değil, Pahalılık Sarmalında Bir Türkiye<br />
Türkiye’de artık yaşadığımız ekonomik tabloyu yalnızca “enflasyon” kelimesiyle anlatmak bana göre yetersiz kalıyor. Çünkü vatandaşın hissettiği şey, istatistik tablolarındaki yüzde oranlarından çok daha farklı: Türkiye bugün ciddi bir pahalılık sorunu yaşıyor.<br />
Enflasyon, fiyatların genel seviyesinin sürekli artmasıdır. Pahalılık ise o artışın insanların hayatına nasıl yansıdığını anlatır. İşte asıl mesele burada başlıyor.<br />
Bugün aynı ürünün, aynı hizmetin hatta aynı yemeğin fiyatında bile akıl almaz farklılıklarla karşılaşabiliyoruz. Bir yerde makul görünen bir fiyat, başka bir yerde birkaç katına çıkabiliyor. Üstelik bu durum yalnızca Türkiye’de yaşayanların değil, ülkemize gelen yabancıların da dikkatini çekmeye başladı.<br />
Artık Türkiye’ye gelen insanlar bile “Türkiye çok pahalı” demeye başladı.<br />
Düşünün; yurt dışında 10 dolara yediği bir yemeği Türkiye’de 30-40 dolara yiyebildiğini söyleyen turistler var. Turizm ülkesi olmak, gelen insanı birkaç günlük tatilinde fiyatlarla şaşırtmak anlamına gelmemeli. Tam tersine, Türkiye’nin dünyanın dört bir yanından insanın gelip rahatça harcama yapabildiği, esnafın da bundan kazandığı bir ülke olması gerekiyor.<br />
Ama bugün ortaya çıkan tablo farklı.<br />
Maaş artıyor, hayat daha hızlı pahalanıyor<br />
Bir tarafta ücretler ve maaşlar belli oranlarda artırılıyor, diğer tarafta kira, gıda, ulaşım, eğitim, sağlık, restoran, market ve günlük yaşamın diğer giderleri sürekli yükseliyor.<br />
Sonuçta vatandaşın cebine giren para artmış gibi görünse de o paranın satın alma gücü azalıyor.<br />
Dört kişilik bir ailenin yalnızca yeterli ve dengeli beslenebilmesi için gereken aylık gıda harcamasının 37 bin 388 TL seviyesine ulaşması, meselenin boyutunu ortaya koyuyor.<br />
Gıda ile birlikte kira, ulaşım, eğitim, sağlık, giyim ve diğer temel ihtiyaçlar da hesaba katıldığında dört kişilik bir ailenin geçinebilmesi için gereken toplam gelir 121 bin 786 TL seviyesine çıkıyor.<br />
Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 48 bin 305 TL olarak hesaplanıyor.<br />
Şimdi bu rakamları bir de Türkiye’de milyonlarca insanın aldığı ücretlerle yan yana koyalım.<br />
Ortada ciddi bir makas var.<br />
Ve o makas her geçen gün biraz daha açılıyor.<br />
İnsanlar artık hesap yapmıyor, vazgeçiyor<br />
Ekonomik sıkıntının en tehlikeli tarafı sadece fiyatların yükselmesi değildir. İnsanların hayatlarından birer birer vazgeçmeye başlamasıdır.<br />
Eskiden ayda birkaç kez dışarıda yemek yiyen insan artık yılda birkaç kez gidiyor.<br />
Markete giren vatandaş, ihtiyacını değil fiyatını kontrol ediyor.<br />
Et almak lüks haline geliyor, meyve-sebze bile mevsimine göre hesaplanıyor. Bir aile çocuklarının istediği bir ürünü alırken bile “Bunu alırsak ay sonunu nasıl getiririz?” diye düşünüyor.<br />
İşte ekonomik kriz tam da burada hissediliyor.<br />
Çünkü ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir.<br />
Ekonomi, insanların hayatıdır.<br />
Bir annenin çocuğunun istediği yiyeceği alamaması da ekonomidir. Bir babanın ev kirasını ödedikten sonra elinde para kalmaması da ekonomidir. Gençlerin evlenmeyi, ev kurmayı ertelemesi de ekonomidir. Emeklinin ay sonunu getirememesi de ekonomidir.<br />
Peki bu fiyatlar neden bu kadar dengesiz?<br />
Asıl sorgulanması gereken konulardan biri de bu.<br />
Enflasyonun yüksek olması bir gerçek olabilir. Ancak aynı ürünün veya hizmetin farklı yerlerde birbirinden çok farklı fiyatlara satılması, yalnızca enflasyonla açıklanabilecek bir durum değil.<br />
Burada fiyatlama davranışlarını, rekabeti, denetimi, maliyetleri ve fırsatçılığı da konuşmak gerekiyor.<br />
Bir ürünün maliyeti artıyorsa elbette fiyatı da artabilir. Bunu herkes anlayabilir. Fakat maliyetle açıklanamayacak fiyat artışları ortaya çıktığında vatandaşın sormaya hakkı var:<br />
“Bu fiyatı neye göre belirlediniz?”<br />
Çünkü artık insanlar fiyatların neden arttığını değil, neden bu kadar farklılaştığını merak ediyor.<br />
Bir yerde 100 liraya satılan ürünün başka yerde 200, 300 hatta daha yüksek fiyatlara satılması normalleştirilemez.<br />
Serbest piyasa demek, “Kim ne fiyat isterse onu yazsın” demek değildir.<br />
Serbest piyasanın yanında rekabet, şeffaflık ve denetim de olmak zorundadır.<br />
Dünyanın en yoksuluyla kendimizi kıyaslamak çözüm değil<br />
Dünya Bankası'nın aşırı yoksulluk ölçütleri üzerinden yapılan hesaplamalarda kişi başına günlük çok düşük gelir seviyeleri dikkate alınıyor. Ancak Türkiye gibi büyük ve farklı gelir gruplarına sahip bir ülkede yalnızca “aşırı yoksulluk sınırının altında kaç kişi var?” sorusuna bakarak gerçek hayatı anlamak mümkün değil.<br />
Çünkü vatandaşın derdi yalnızca aç kalmamak değil.<br />
İnsanlar insanca yaşamak istiyor.<br />
Kirasını ödemek, çocuğunu okutmak, gerektiğinde doktora gitmek, yılda birkaç gün tatil yapmak, arkadaşlarıyla oturup bir çay-kahve içmek, ailesiyle dışarıda yemek yiyebilmek istiyor.<br />
Bunlar lüks değil.<br />
Bunlar normal bir hayatın parçaları.<br />
Bugün insanlara “Aç değilsin, o halde sorun yok” diyerek ekonomi anlatılamaz.<br />
Çünkü mesele yalnızca açlık değildir.<br />
Mesele, insanların yaşam standardının her geçen gün aşağı çekilmesidir.<br />
Enflasyon düşse bile pahalılık hemen bitmeyecek<br />
Burada çok önemli bir ayrım daha var.<br />
Enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi anlamına gelmez.<br />
Enflasyonun yüzde 40'tan yüzde 20'ye düşmesi, fiyatların yarı yarıya düşeceği anlamına gelmez. Fiyatlar sadece daha yavaş artar.<br />
Vatandaşın asıl beklediği ise satın alma gücünün yeniden yükselmesidir.<br />
Çünkü markete gittiğinde “Geçen ay 500 liraya aldığım ürün bugün 550 lira olmuş” demekten yorulan insan, artık yüzde kaç enflasyon olduğunu hesaplamıyor.<br />
“Ben bu maaşla nasıl geçineceğim?” diye soruyor.<br />
İşte ekonominin gerçek sınavı da bu soruya verilecek cevapta.<br />
Türkiye’nin artık yalnızca enflasyon oranlarını değil, pahalılığın nedenlerini de tartışması gerekiyor.<br />
Fiyatların neden bu kadar yükseldiğini, neden bazı sektörlerde olağanüstü farklar oluştuğunu, üreticinin neden kazanamadığını, tüketicinin neden pahalıya aldığını, aradaki zincirde kimin ne kadar kazandığını konuşmalıyız.<br />
Çünkü vatandaş artık rakamlardan çok hayatın kendisini görüyor.<br />
Ve hayat bize şunu söylüyor:<br />
Türkiye yalnızca yüksek enflasyonla değil, giderek ağırlaşan bir pahalılık sorunuyla karşı karşıya.<br />
Bu sorun çözülmeden, insanların cebindeki para gerçekten değer kazanmadıkça ve temel ihtiyaçlara erişim yeniden kolaylaşmadıkça, açıklanan hiçbir ekonomik başarı vatandaşın mutfağında karşılığını bulmayacaktır.<br />
Çünkü ekonominin en gerçek göstergesi ne bir tablo ne de bir grafik…<br />
Ay sonu geldiğinde vatandaşın cebinde kalan paradır.</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//enflasyon-degil/52/</link>
<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 14:37:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Depremden Sonra Değil, Türkiye’de Kira Gerçeği: İnsanlar Ev Değil, Geçinebilecekleri Bir Hayat Arıyor</title>
<description><![CDATA[<p>Depremden Sonra Değil, Türkiye’de Kira Gerçeği: İnsanlar Ev Değil, Geçinebilecekleri Bir Hayat Arıyor<br />
Depremle birlikte konut meselesinin ne kadar önemli olduğunu hepimiz gördük. Binlerce insan evini kaybetti, kiralık konutlara olan talep arttı, bazı bölgelerde kiralar kısa sürede ciddi şekilde yükseldi. Ancak bugün kira sorunu yalnızca deprem bölgelerinin sorunu değil.<br />
Türkiye’nin dört bir yanında kiralar vatandaşın belini büküyor.<br />
İstanbul’dan Ankara’ya, İzmir’den Antalya’ya, Malatya’dan Adıyaman’a, büyükşehirlerden Anadolu’nun en küçük ilçelerine kadar aynı şikâyeti duyuyoruz:<br />
“Bu kirayı nasıl ödeyeceğiz?”<br />
Eskiden insan ev ararken “Kaç oda, kaçıncı kat, ulaşımı nasıl?” diye sorardı.<br />
Şimdi ilk soru şu:<br />
“Kirası ne kadar?”<br />
Çünkü kira, artık yalnızca aylık bir gider değil; birçok aile için adeta hayatın tamamını belirleyen bir yük haline geldi.<br />
Bir emekli maaşını alıyor, daha eline geçmeden kirasını düşünüyor.<br />
Bir memur maaşını alıyor, ev kirası, faturalar ve mutfak masraflarını hesaplıyor.<br />
Asgari ücretle çalışan bir vatandaş ise çoğu zaman “Geçinebilir miyim?” sorusundan önce “Evimi kaybeder miyim?” korkusuyla yaşıyor.<br />
Maaşlar ile kiralar arasındaki makas açılıyor<br />
Asıl düşündürücü olan da burada başlıyor.<br />
Konut fiyatları yükseliyor, kiralar yükseliyor, temel ihtiyaçların fiyatları yükseliyor. Fakat vatandaşın geliri aynı hızla artmıyor.<br />
Böyle olunca ortaya garip bir tablo çıkıyor:<br />
İnsan çalışıyor ama geçinemiyor.<br />
Daha çok çalışıyor ama yine yetmiyor.<br />
Evine daha fazla para götürüyor ama ay sonunda elinde daha az para kalıyor.<br />
Peki bunun sonu nereye varacak?<br />
Bir ülkede çalışan insanlar kazandıkları parayla makul şartlarda barınamıyorsa, burada sadece kira sorunundan söz edemeyiz.<br />
Burada ciddi bir sosyal ve ekonomik sorun vardır.<br />
Ev sahibi de kiracı da aynı ekonominin içinde<br />
Elbette bu meseleye tek taraflı bakmamak gerekiyor.<br />
Ev sahibinin de giderleri var. Vergisi var, bakım masrafı var, aidatı var, kendi ekonomik şartları var.<br />
Ancak kiracının da bir hayatı var.<br />
Kiracının maaşı belli.<br />
Çocuğunun okul masrafı belli.<br />
Mutfağın, elektriğin, doğalgazın, ulaşımın maliyeti ortada.<br />
Bu nedenle kira meselesini “ev sahibi-kiracı kavgası” haline getirmek yerine, ülkenin genel ekonomik şartları içerisinde değerlendirmek gerekiyor.<br />
Çünkü sorun sadece yüksek kira isteyen ev sahibi değildir.<br />
Sorun; konut arzından üretim maliyetlerine, enflasyondan gelir dağılımına, şehirlerin nüfus yapısından sosyal konut politikalarına kadar uzanan büyük bir zincirin sonucudur.<br />
Peki devlet ne yapmalı?<br />
İşte burada asıl sorumluluk ortaya çıkıyor.<br />
Vatandaşın “Kiram çok yüksek” demesiyle bu mesele çözülemez.<br />
Kalıcı çözümler gerekiyor.<br />
Daha fazla sosyal konut üretilmeli.<br />
Dar gelirli vatandaşın güvenli ve ulaşılabilir konuta erişimi kolaylaştırılmalı.<br />
Konut arzı artırılmalı.<br />
Fahiş kira uygulamaları ve kayıt dışı işlemler etkin biçimde denetlenmeli.<br />
Özellikle büyük şehirlerde insanların maaşlarına göre yaşayabilecekleri konut modelleri geliştirilmeli.<br />
Çünkü sosyal konut sadece ev yapmak değildir; insanlara geleceğini kurabileceği bir yaşam alanı sağlamaktır.<br />
Bugün ev kiralamak, eskiden ev satın almak gibiyse bir yerde yanlışlık var<br />
Eskiden insanlar yıllarca çalışıp ev sahibi olmayı hayal ederdi.<br />
Bugün birçok insan artık ev sahibi olmayı bırakın, makul bir kiralık ev bulabilmeyi başarı sayıyor.<br />
Gençler evlilik planlarını erteliyor.<br />
Yeni evlenenler daha küçük evlere yöneliyor.<br />
Emekliler çocuklarının yanına taşınmayı düşünüyor.<br />
Çalışan insanlar işine yakın ev bulamadığı için saatlerini yollarda geçiriyor.<br />
Bazıları yaşadığı mahalleyi, bazıları yaşadığı şehri değiştirmek zorunda kalıyor.<br />
Bütün bunlar bize şunu gösteriyor:<br />
Kira sorunu artık sadece ekonomik değil, toplumsal bir mesele haline gelmiştir.<br />
Ve bu mesele yalnızca deprem bölgelerinde değil, Türkiye’nin tamamında masaya yatırılmalıdır.<br />
Çünkü ev, insanın en temel ihtiyacıdır.<br />
İnsan önce karnını doyurur, sonra başını sokacak bir çatı arar.<br />
Vatandaşa lüks bir hayat vaat etmiyoruz.<br />
Kimse her ay tatile çıkmak, her akşam restoranda yemek yemek istemiyor.<br />
İnsanların istediği çok daha basit:<br />
Çalışayım, kiramı ödeyeyim, faturalarımı yatırayım, çocuklarımın ihtiyaçlarını karşılayayım ve ay sonunda cebimde biraz para kalsın.<br />
Bundan daha doğal bir beklenti olabilir mi?<br />
Bugün Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri belki de tam olarak budur:<br />
İnsanlar artık ev değil, geçinebilecekleri bir hayat arıyor.<br />
Ve eğer bir ülkede milyonlarca insanın en büyük endişesi “Gelecek ay kirayı nasıl ödeyeceğim?” sorusuna dönüşmüşse, o sorunun cevabını yalnızca kiracıdan beklemek mümkün değildir.<br />
Bu mesele devletin de, yerel yönetimlerin de, ekonominin de en ciddi gündemlerinden biri olmak zorundadır.<br />
Çünkü başını sokacak bir ev bulabilmek lüks değil, insan hakkıdır.</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//depremden-sonra-degil-turkiye-de-kira-gercegi-insanlar-ev-degil-gecinebilecekleri-bir-hayat-ariyor/51/</link>
<pubDate>Mon, 31 Aug 2026 18:13:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana Soğan 75 Lira: Bu Milleti Ağlatan Kim? Kuru Soğanın Acı Gerçeği: Bu Soğanı Kim Saklıyor? Bir zamanlar "fakirin yemeği" denilen kuru soğan, bugün mutfakların en pahalı misafirlerinden biri hâline geldi. Sofraların vazgeçilmez</title>
<description><![CDATA[<p>Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana<br />
Soğan 75 Lira: Bu Milleti Ağlatan Kim?<br />
Kuru Soğanın Acı Gerçeği: Bu Soğanı Kim Saklıyor?<br />
Bir zamanlar "fakirin yemeği" denilen kuru soğan, bugün mutfakların en pahalı misafirlerinden biri hâline geldi. Sofraların vazgeçilmezi, neredeyse her yemeğin baş tacı olan kuru soğan artık cep yakıyor. Kilosu 75 liraya dayandı. Peki bu noktaya nasıl gelindi? Daha da önemlisi, bu fiyat artışının gerçek sorumlusu kim?<br />
Bugün milyonlarca insan aynı soruyu soruyor: Halk ucuz soğan yiyemeyecek mi?<br />
Tarlada üretici, emeğinin karşılığını alamadığını söylüyor. Pazarda vatandaş, fiyatlardan yakınıyor. Eğer üretici de memnun değil, tüketici de memnun değilse, bu zincirin ortasında kim kazanıyor? Asıl cevap bekleyen soru işte budur.<br />
Kamuoyunda sıkça dile getirilen bir iddia var: Stokçuluk. Eğer gerçekten depolar dolusu soğan bekletiliyor, piyasaya kontrollü şekilde ürün sürülerek fiyatlar yükseltiliyorsa bunun hesabını kim verecek? Bu depolar kimlere ait? Kimler bu ürünleri saklıyor? Denetimler yeterince yapılıyor mu? Yoksa her zamanki gibi bedeli yine vatandaşın mutfağı mı ödüyor?<br />
Soğan, bu ülkenin yalnızca bir tarım ürünü değildir. Aynı zamanda ekonominin en sade ama en çarpıcı göstergelerinden biridir. Çünkü soğanın fiyatı arttığında yalnızca bir sebzenin fiyatı artmış olmaz; mutfaktaki yangın büyümüş demektir.<br />
Artık mesele sadece soğan değildir. Mesele, insanların en temel ihtiyaçlarına ulaşmasının her geçen gün daha da zorlaşmasıdır.<br />
Bir dönem kuru soğan, seçim meydanlarının en çok konuşulan konusu olmuştu. Meydanlarda filelerle taşınmış, kürsülerde gösterilmiş, vatandaşın geçim sıkıntısının sembolü hâline getirilmişti. O günlerde herkes soğan üzerinden siyaset yapıyordu. Bugün ise fiyatlar çok daha yüksek olmasına rağmen aynı sesleri duymakta zorlanıyoruz.<br />
Peki ne değişti? Değişen yalnızca fiyat etiketleri mi, yoksa vicdanlar mı? Dün meydanlarda dilden düşmeyen kuru soğan bugün neden sessizliğe terk edildi? Vatandaşın mutfağındaki yangın söndü mü, yoksa artık konuşulması istenmeyen bir konu mu oldu?<br />
Devletin ilgili kurumlarının görevi yalnızca fiyatları izlemek değil, piyasayı bozan her türlü girişime karşı kararlı bir duruş sergilemektir. Eğer ortada stokçuluk varsa bunun üzerine gidilmeli, fırsatçılığa izin verilmemelidir. Çünkü serbest piyasa; denetimsizlik, keyfilik ve fırsatçılık demek değildir.<br />
Unutulmamalıdır ki bir ülkenin ekonomisini anlamak için bazen karmaşık tabloları incelemeye gerek yoktur. Bir pazara çıkıp kuru soğanın fiyatına bakmak bile çok şey anlatır. O etiketlerde yalnızca bir rakam değil; üreticinin emeği, tüketicinin çaresizliği ve piyasanın vicdanı yazılıdır.<br />
Ve geriye cevap bekleyen sorular kalıyor:<br />
Halk yeniden ucuz soğan yiyebilecek mi? Soğan stokçularına kim "dur" diyecek? Bu ürünü kimler depolarda bekletiyor? Ve en önemlisi; bir zamanlar seçim meydanlarının vazgeçilmez simgesi olan kuru soğan yeniden meydanlara taşınacak mı, yoksa bu kez sessizlik mi kazanacak?<br />
Bir zamanlar dillerden düşmeyen o türkü vardı:<br />
"Zeynebim, soğan ekmek yiyelim..."<br />
Bugün ise o türkü bile anlamını yitirdi. Çünkü artık soğan 75 lira, ekmek 20 lira. Soğan-ekmek bile birçok aile için hesap yapılarak alınan bir öğüne dönüştü. Bir zamanlar yoksulluğun simgesi olan "soğan ekmek" bugün bile lüks sayılacak noktaya geldiyse, asıl konuşmamız gereken sadece soğanın fiyatı değil, vatandaşın alım gücünün geldiği noktadır. Çünkü mesele artık yalnızca bir soğan meselesi değil, geçim meselesidir.</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//yigit-muhtac-olmus-kuru-sogana-sogan-75-lira-bu-milleti-aglatan-kim-kuru-soganin-aci-gercegi-bu-sogani-kim-sakliyor-bir-zamanlar-fakirin-yemegi-denilen-kuru-sogan-bugun-mutfaklarin-en-pahali-misafirlerinden-biri-h-line-geldi-sofralarin-vazgecilmez/50/</link>
<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 16:54:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana</title>
<description><![CDATA[<p>Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana<br />
Soğan 75 Lira: Bu Milleti Ağlatan Kim?<br />
Kuru Soğanın Acı Gerçeği: Bu Soğanı Kim Saklıyor?<br />
Bir zamanlar "fakirin yemeği" denilen kuru soğan, bugün mutfakların en pahalı misafirlerinden biri hâline geldi. Sofraların vazgeçilmezi, neredeyse her yemeğin baş tacı olan kuru soğan artık cep yakıyor. Kilosu 75 liraya dayandı. Peki bu noktaya nasıl gelindi? Daha da önemlisi, bu fiyat artışının gerçek sorumlusu kim?<br />
Bugün milyonlarca insan aynı soruyu soruyor: Halk ucuz soğan yiyemeyecek mi?<br />
Tarlada üretici, emeğinin karşılığını alamadığını söylüyor. Pazarda vatandaş, fiyatlardan yakınıyor. Eğer üretici de memnun değil, tüketici de memnun değilse, bu zincirin ortasında kim kazanıyor? Asıl cevap bekleyen soru işte budur.<br />
Kamuoyunda sıkça dile getirilen bir iddia var: Stokçuluk. Eğer gerçekten depolar dolusu soğan bekletiliyor, piyasaya kontrollü şekilde ürün sürülerek fiyatlar yükseltiliyorsa bunun hesabını kim verecek? Bu depolar kimlere ait? Kimler bu ürünleri saklıyor? Denetimler yeterince yapılıyor mu? Yoksa her zamanki gibi bedeli yine vatandaşın mutfağı mı ödüyor?<br />
Soğan, bu ülkenin yalnızca bir tarım ürünü değildir. Aynı zamanda ekonominin en sade ama en çarpıcı göstergelerinden biridir. Çünkü soğanın fiyatı arttığında yalnızca bir sebzenin fiyatı artmış olmaz; mutfaktaki yangın büyümüş demektir.<br />
Artık mesele sadece soğan değildir. Mesele, insanların en temel ihtiyaçlarına ulaşmasının her geçen gün daha da zorlaşmasıdır.<br />
Bir dönem kuru soğan, seçim meydanlarının en çok konuşulan konusu olmuştu. Meydanlarda filelerle taşınmış, kürsülerde gösterilmiş, vatandaşın geçim sıkıntısının sembolü hâline getirilmişti. O günlerde herkes soğan üzerinden siyaset yapıyordu. Bugün ise fiyatlar çok daha yüksek olmasına rağmen aynı sesleri duymakta zorlanıyoruz.<br />
Peki ne değişti? Değişen yalnızca fiyat etiketleri mi, yoksa vicdanlar mı? Dün meydanlarda dilden düşmeyen kuru soğan bugün neden sessizliğe terk edildi? Vatandaşın mutfağındaki yangın söndü mü, yoksa artık konuşulması istenmeyen bir konu mu oldu?<br />
Devletin ilgili kurumlarının görevi yalnızca fiyatları izlemek değil, piyasayı bozan her türlü girişime karşı kararlı bir duruş sergilemektir. Eğer ortada stokçuluk varsa bunun üzerine gidilmeli, fırsatçılığa izin verilmemelidir. Çünkü serbest piyasa; denetimsizlik, keyfilik ve fırsatçılık demek değildir.<br />
Unutulmamalıdır ki bir ülkenin ekonomisini anlamak için bazen karmaşık tabloları incelemeye gerek yoktur. Bir pazara çıkıp kuru soğanın fiyatına bakmak bile çok şey anlatır. O etiketlerde yalnızca bir rakam değil; üreticinin emeği, tüketicinin çaresizliği ve piyasanın vicdanı yazılıdır.<br />
Ve geriye cevap bekleyen sorular kalıyor:<br />
Halk yeniden ucuz soğan yiyebilecek mi? Soğan stokçularına kim "dur" diyecek? Bu ürünü kimler depolarda bekletiyor? Ve en önemlisi; bir zamanlar seçim meydanlarının vazgeçilmez simgesi olan kuru soğan yeniden meydanlara taşınacak mı, yoksa bu kez sessizlik mi kazanacak?<br />
Bir zamanlar dillerden düşmeyen o türkü vardı:<br />
"Zeynebim, soğan ekmek yiyelim..."<br />
Bugün ise o türkü bile anlamını yitirdi. Çünkü artık soğan 75 lira, ekmek 20 lira. Soğan-ekmek bile birçok aile için hesap yapılarak alınan bir öğüne dönüştü. Bir zamanlar yoksulluğun simgesi olan "soğan ekmek" bugün bile lüks sayılacak noktaya geldiyse, asıl konuşmamız gereken sadece soğanın fiyatı değil, vatandaşın alım gücünün geldiği noktadır. Çünkü mesele artık yalnızca bir soğan meselesi değil, geçim meselesidir.</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//yigit-muhtac-olmus-kuru-sogana/49/</link>
<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 16:47:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Geleceği Baltalamak: Bedava Oksijenden Milyon Dolarlık Yıkıma</title>
<description><![CDATA[<p><b style="color: rgb(31, 31, 31); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 21px; background-color: rgb(255, 255, 255);">Geleceği Baltalamak: Bedava Oksijenden Milyon Dolarlık Yıkıma</b></p>

<div class="tVu25 pOo5De" style="position: relative; min-height: 100%; color: rgb(32, 33, 36); font-family: &quot;Google Sans&quot;, Roboto, RobotoDraft, Helvetica, Arial, sans-serif;">
<div class="nH" style="width: 1366px;">
<div class="nH" style="position: relative;">
<div class="nH aqk aql bkL" style="display: flex; -webkit-box-orient: horizontal; -webkit-box-direction: normal; flex-direction: row; position: relative; gm3-sys-color-background:#fff; gm3-sys-color-background-rgb:255,255,255; gm3-sys-color-error:#b3261e; gm3-sys-color-error-rgb:179,38,30; gm3-sys-color-error-container:#f9dedc; gm3-sys-color-error-container-rgb:249,222,220; gm3-sys-color-inverse-on-surface:#f2f2f2; gm3-sys-color-inverse-on-surface-rgb:242,242,242; gm3-sys-color-inverse-primary:#a8c7fa; gm3-sys-color-inverse-primary-rgb:168,199,250; gm3-sys-color-inverse-surface:#303030; gm3-sys-color-inverse-surface-rgb:48,48,48; gm3-sys-color-on-background:#1f1f1f; gm3-sys-color-on-background-rgb:31,31,31; gm3-sys-color-on-error:#fff; gm3-sys-color-on-error-rgb:255,255,255; gm3-sys-color-on-error-container:#410e0b; gm3-sys-color-on-error-container-rgb:65,14,11; gm3-sys-color-on-primary:#fff; gm3-sys-color-on-primary-rgb:255,255,255; gm3-sys-color-on-primary-container:#041e49; gm3-sys-color-on-primary-container-rgb:4,30,73; gm3-sys-color-on-primary-fixed:#041e49; gm3-sys-color-on-primary-fixed-rgb:4,30,73; gm3-sys-color-on-primary-fixed-variant:#0842a0; gm3-sys-color-on-primary-fixed-variant-rgb:8,66,160; gm3-sys-color-on-secondary:#fff; gm3-sys-color-on-secondary-rgb:255,255,255; gm3-sys-color-on-secondary-container:#001d35; gm3-sys-color-on-secondary-container-rgb:0,29,53; gm3-sys-color-on-secondary-fixed:#001d35; gm3-sys-color-on-secondary-fixed-rgb:0,29,53; gm3-sys-color-on-secondary-fixed-variant:#004a77; gm3-sys-color-on-secondary-fixed-variant-rgb:0,74,119; gm3-sys-color-on-surface:#1f1f1f; gm3-sys-color-on-surface-rgb:31,31,31; gm3-sys-color-on-surface-variant:#444746; gm3-sys-color-on-surface-variant-rgb:68,71,70; gm3-sys-color-on-tertiary:#fff; gm3-sys-color-on-tertiary-rgb:255,255,255; gm3-sys-color-on-tertiary-container:#072711; gm3-sys-color-on-tertiary-container-rgb:7,39,17; gm3-sys-color-on-tertiary-fixed:#072711; gm3-sys-color-on-tertiary-fixed-rgb:7,39,17; gm3-sys-color-on-tertiary-fixed-variant:#0f5223; gm3-sys-color-on-tertiary-fixed-variant-rgb:15,82,35; gm3-sys-color-outline:#747775; gm3-sys-color-outline-rgb:116,119,117; gm3-sys-color-outline-variant:#c4c7c5; gm3-sys-color-outline-variant-rgb:196,199,197; gm3-sys-color-primary:#0b57d0; gm3-sys-color-primary-rgb:11,87,208; gm3-sys-color-primary-container:#d3e3fd; gm3-sys-color-primary-container-rgb:211,227,253; gm3-sys-color-primary-fixed:#d3e3fd; gm3-sys-color-primary-fixed-rgb:211,227,253; gm3-sys-color-primary-fixed-dim:#a8c7fa; gm3-sys-color-primary-fixed-dim-rgb:168,199,250; gm3-sys-color-scrim:#000; gm3-sys-color-scrim-rgb:0,0,0; gm3-sys-color-secondary:#00639b; gm3-sys-color-secondary-rgb:0,99,155; gm3-sys-color-secondary-container:#c2e7ff; gm3-sys-color-secondary-container-rgb:194,231,255; gm3-sys-color-secondary-fixed:#c2e7ff; gm3-sys-color-secondary-fixed-rgb:194,231,255; gm3-sys-color-secondary-fixed-dim:#7fcfff; gm3-sys-color-secondary-fixed-dim-rgb:127,207,255; gm3-sys-color-shadow:#000; gm3-sys-color-shadow-rgb:0,0,0; gm3-sys-color-surface:#fff; gm3-sys-color-surface-rgb:255,255,255; gm3-sys-color-surface-bright:#fff; gm3-sys-color-surface-bright-rgb:255,255,255; gm3-sys-color-surface-container:#f0f4f9; gm3-sys-color-surface-container-rgb:240,244,249; gm3-sys-color-surface-container-high:#e9eef6; gm3-sys-color-surface-container-high-rgb:233,238,246; gm3-sys-color-surface-container-highest:#dde3ea; gm3-sys-color-surface-container-highest-rgb:221,227,234; gm3-sys-color-surface-container-low:#f8fafd; gm3-sys-color-surface-container-low-rgb:248,250,253; gm3-sys-color-surface-container-lowest:#fff; gm3-sys-color-surface-container-lowest-rgb:255,255,255; gm3-sys-color-surface-dim:#d3dbe5; gm3-sys-color-surface-dim-rgb:211,219,229; gm3-sys-color-surface-tint:#6991d6; gm3-sys-color-surface-tint-rgb:105,145,214; gm3-sys-color-surface-variant:#e1e3e1; gm3-sys-color-surface-variant-rgb:225,227,225; gm3-sys-color-tertiary:#146c2e; gm3-sys-color-tertiary-rgb:20,108,46; gm3-sys-color-tertiary-container:#c4eed0; gm3-sys-color-tertiary-container-rgb:196,238,208; gm3-sys-color-tertiary-fixed:#c4eed0; gm3-sys-color-tertiary-fixed-rgb:196,238,208; gm3-sys-color-tertiary-fixed-dim:#6dd58c; gm3-sys-color-tertiary-fixed-dim-rgb:109,213,140;">
<div class="nH bkK" style="overflow: hidden; -webkit-box-flex: 1; flex-grow: 1;">
<div class="nH" style="background-color: rgb(255, 255, 255); border-radius: 16px; margin-bottom: 16px; overflow-y: hidden;">
<div class="nH ar4 B">
<div class="aeI">
<div class="AO" style="position: relative;">
<div class="Tm aeJ cgjhk" id=":3" style="background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; overflow-y: scroll; padding-right: 0px; scroll-padding-bottom: 68px; height: 427px;">
<div class="aeF" id=":1" style="padding: 0px; vertical-align: bottom; min-height: 237px;">
<div class="nH">
<div class="nH" jsaction="uqVD7e:.CLIENT" role="main">
<div class="nH g" jsaction="iE7Vzc:.CLIENT;v9KJX:.CLIENT">
<div class="nH a98 iY aHo" style="background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; min-height: 64ex; min-width: 592px; margin: 0px; padding-right: 16px; position: static !important;">
<div class="nH">
<div class="aHU hx" style="background-color: transparent; color: rgb(34, 34, 34); min-width: 592px; padding: 0px; position: relative;">
<div jslog="20686; u014N:xr6bB; 1:WyIjdGhyZWFkLWY6MTg2NjYwNDQ3ODk3NDU1Mzc5NHxtc2ctZjoxODY2NjA0NDc4OTc0NTUzNzk0Il0.; 4:W251bGwsbnVsbCxudWxsLG51bGwsbnVsbCxudWxsLG51bGwsbnVsbCxudWxsLG51bGwsMSxudWxsLG51bGwsbnVsbCxudWxsLG51bGwsbnVsbCxudWxsLG51bGwsbnVsbCxudWxsLG51bGwsbnVsbCwxXQ.." role="list">
<div aria-expanded="true" class="h7 ie" jsaction="RUzSf:.CLIENT" role="listitem" style="padding-bottom: 0px; max-width: 100000px; clear: both; outline: none;" tabindex="-1">
<div class="Bk" style="position: relative; margin-bottom: 0px; border-width: 0px; border-top-style: solid; border-right-style: initial; border-bottom-style: initial; border-left-style: initial; border-top-color: rgb(239, 239, 239); border-right-color: initial; border-left-color: initial; border-image: initial; border-bottom-color: initial; border-radius: 0px; float: left; width: 1022px;">
<div class="G3 G2" style="border-top: none; padding-top: 0px; background-color: transparent; border-right: 0px; border-bottom: 0px rgba(100, 121, 143, 0.12); border-left: 0px; border-image: initial; border-radius: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px;">
<div id="avWBGd-6">
<div id="avWBGd-7">
<div class="adn ads" data-legacy-message-id="19e782e2496e6ec2" data-message-id="#msg-f:1866604478974553794" style="border-left: none; padding: 0px; display: flex;">
<div class="gs" style="margin: 0px; min-width: 0px; padding: 0px 0px 20px; width: auto;">
<div>
<div class="ii gt" id=":wo" jslog="20277; u014N:xr6bB; 1:WyIjdGhyZWFkLWY6MTg2NjYwNDQ3ODk3NDU1Mzc5NHxtc2ctZjoxODY2NjA0NDc4OTc0NTUzNzk0Il0.; 4:WyIjbXNnLWY6MTg2NjYwNDQ3ODk3NDU1Mzc5NCIsbnVsbCxudWxsLG51bGwsMSwwLFsyLDAsMF0sNTYyLDQyNTAsbnVsbCxudWxsLG51bGwsbnVsbCxudWxsLDEsbnVsbCxudWxsLFswXSxudWxsLG51bGwsbnVsbCxudWxsLG51bGwsbnVsbCwwLDAsbnVsbCxudWxsLG51bGwsbnVsbCxbMiwwXV0." style="direction: ltr; margin: 8px 0px 0px; padding: 0px; position: relative; font-size: 0.875rem; overflow-x: hidden;">
<div class="a3s aiL " id=":wn" style="direction: ltr; font-variant-numeric: normal; font-variant-east-asian: normal; font-stretch: normal; font-size: small; line-height: 1.5; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; overflow: auto hidden; position: relative;">
<div id="avWBGd-23">
<div dir="auto"><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">İnsanoğlunun yeryüzündeki serüveni, hiçbir dönemde bugünkü kadar bencilce ve fütursuzca olmadı. Sloganlarımıza baksanız hepimiz yarını düşünüyoruz; ancak pratiğe döndüğümüzde, adeta </span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>"Bizden sonra tufan!"</b></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"> mantığıyla, çocuklarımıza daha yaşanmaz, daha kurak ve nefessiz bir dünya bırakmak için özel bir çaba sarf ediyoruz.</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">Bugün modern dünya, kaybettiği ekosistemi geri kazanmak için milyarlarca dolarlık yapay zeka projeleri, karbon yakalama teknolojileri geliştiredursun; doğa bize en kusursuz teknolojiyi, </span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>ağaçları</b></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">, tamamen bedava sunuyor.</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">Gelin, göz ardı ettiğimiz bu "bedava" yaşam kaynağının teknik ve ekonomik boyutuna bir bakalım:</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>Yetişkin ve sağlıklı bir ağaç, tek başına günde ortalama </b></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>1,2 kilogram oksijen</b></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"> üretir. Bu, iki yetişkin insanın günlük oksijen ihtiyacına denktir.</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>Bir hektar sağlıklı orman, yılda yaklaşık </b></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>11 ton karbondioksit</b></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"> yutar ve atmosfere </span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>8 ton oksijen</b></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"> salar.</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>Bugün endüstriyel ve tıbbi amaçla üretilen oksijenin ton maliyeti ortalama 50 ila 100 dolar arasındadır. Sadece bir şehrin, örneğin 1 milyon nüfuslu bir kentin günlük oksijen ihtiyacını yapay yöntemlerle karşılamaya kalksak, karşımıza </b></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>her gün milyonlarca dolarlık, yılda ise milyarlarca dolarlık</b></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"> bir fatura çıkar. Doğanın bize sıfır maliyetle sunduğu bu serveti, teknolojiyle taklit etmeye paramız yetmez.</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">Ancak biz ne yapıyoruz? Bu devasa ekonomik ve hayati serveti, birkaç holdingin ve yabancı yatırımcının geçici kâr haneleri için baltalıyoruz.</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">Ülke coğrafyasının ciğerleri sırayla, adeta organize bir şekilde sökülüyor. Dün </span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>Kaz Dağları</b></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">’nda siyanürlü altın aramalarıyla başlayan doğa katliamı, bugün </span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>Giresun</b></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">’un yeşil örtüsünde, </span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>Giden Gelmez Dağları</b></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">’nın bakir coğrafyasında ve en son </span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>İliç</b></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">’te tonlarca siyanürlü toprağın nehirlerimize, geleceğimize akmasıyla devam ediyor. Saymakla bitmeyecek kadar çok ruhsat, maden sahası ve ÇED raporu...</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">Buradaki en büyük trajedi ise tutarsızlıktır. Dün meydanlarda </span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><i>"Ben buraları talan ettirmem, doğayı koruyacağım"</i></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"> diye nutuk atanlar, bugün yabancı sermayenin ve malum holdinglerin önünü açacak izinlerin altına imza atıyorlar. Birkaç kişinin zenginliği uğruna, koca bir neslin nefesi ipotek altına alınıyor.</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">Siyasete ve sosyal hayata baktığımızda, her fırsatta göğsünü yumruklayarak </span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>"Osmanlı torunuyum"</b></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"> diye övünen, ecdat kültürü üzerinden siyaset yapan büyük bir kitle görüyoruz. Peki, bu kitle dilinden düşürmediği o ecdadın ormana, ağaca, yeşile bakışını ne kadar idrak edebiliyor?</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">Çağ açıp çağ kapatan </span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>Fatih Sultan Mehmet</b></span></span><span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">, bugünkü yöneticilerin ve doğa talancılarının yüzüne adeta bir tokat gibi çarpan o meşhur kanunnamesinde ne diyordu:</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);"><b>"Ormanlarımdan izinsiz bir dal kesenin başını keserim!"</b></span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">Yeşili korumayı devletin bekasıyla, insan hayatıyla eşdeğer tutan bir imparatorluğun mirasçısı olduğunu iddia edenler, bugün yabancı şirketlerin dozerleri ormanlarımıza daldığında kafasını kuma gömüyor. Bu ne yaman bir çelişkidir? Bu nasıl bir ecdat hürmetidir?</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">Bu topraklar yıllarca terör belasından çok çekti. Hain terör örgütü, bu ülkenin canını yakmak için binlerce dönüm ormanımızı kundakladı, küle çevirdi. O gün hepimizin yüreği yandı, terörün doğa düşmanlığına lanet okuduk.</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">Ancak bugün geldiğimiz noktada sormak gerekiyor: Terörün kundaklayarak yok edemediği, bitiremediği o canım ormanları, şimdi holdinglerin ve yabancı ortakların ticari çıkarları doğrultusunda kendi ellerimizle, yasal izinlerle, iş makineleriyle niye kesiyoruz? Terörün yakmasıyla, paranın kesmesi arasında, doğanın yok oluşu açısından ne fark var?</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">Madenler çıkarılır, paralar kazanılır, holdingler büyür ve o "malum şahıslar" servetlerine servet katar. Ancak yok edilen bir ekosistemin, kuruyan bir su kaynağının, zehirlenen bir toprağın geri dönüşü yoktur. Ne o kazanılan milyon dolarlar ne de ithal edilen teknolojiler kaybedilen bir tek ağacın ürettiği oksijeni geri getirebilir.</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">Gelecek nesiller bizi, bu ülkenin dağlarını, ormanlarını satılık birer arsa gibi gören bu zihniyete karşı ne yaptığımızla yargılayacak. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras para değil, temiz bir nefestir.</span></span><br />
<span style="font-size: 15px;"><span style="color: rgb(31, 31, 31);">Ecdadın kemiklerini sızlatmaktan, evlatlarımızın geleceğini çalmaktan vazgeçin. Çünkü bastığınız o toprak, kestiğiniz o ağaç sadece bugünün değil, henüz doğmamış çocukların hakkıdır.</span></span>

<div class="yj6qo"> </div>

<div class="adL"> </div>
</div>

<div class="adL"> </div>
</div>
</div>
</div>

<div class="WhmR8e" data-hash="0" id="avWBGd-24" style="clear: both;"> </div>
</div>
</div>

<div class="ajx" style="clear: both;"> </div>
</div>

<div class="gA gt acV" style="font-size: 0.875rem; padding: 0px; width: auto; border-bottom-left-radius: 0px; border-bottom-right-radius: 0px; border-top: none; margin: 0px; background: transparent;">
<div class="gB xu" jslog="184332; u014N:cOuCgd,Kr2w4b,xr6bB; 4:WyIjbXNnLWY6MTg2NjYwNDQ3ODk3NDU1Mzc5NCIsbnVsbCxudWxsLG51bGwsMSwwLFsyLDAsMF0sNTYyLDQyNTAsbnVsbCxudWxsLG51bGwsbnVsbCxudWxsLDEsbnVsbCxudWxsLFswXSxudWxsLG51bGwsbnVsbCxudWxsLG51bGwsbnVsbCwwLDAsbnVsbCxudWxsLG51bGwsbnVsbCxbMiwwXV0." style="border-top: 0px; padding: 0px;">
<div class="mVCoBd"> </div>

<div class="ip iq" style="clear: both; margin: 0px; padding: 0px; border-top: none;">
<div class="pLw6bb"> </div>

<div class="bJvOmf " id="avWBGd-25"> </div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>

<div> </div>
</div>
</div>

<div class="nH btDi4d" style="position: sticky; bottom: -1px; padding: 16px 0px 16px 72px;">
<div jsaction="RUzSf:.CLIENT">
<div class="amr" style="padding: 0px; width: 950px;">
<div class="nr wR" style="color: rgb(34, 34, 34); padding: 0px; box-sizing: border-box; border-radius: 1px; transition: none 0s ease 0s; border: none !important; margin: 0px !important;">
<div class="amn" style="height: auto; padding: 0px; display: flex; -webkit-box-align: center; align-items: center; flex-wrap: wrap; line-height: 20px; row-gap: 8px;"><span class="ams bkH" id=":wh" jslog="21576; u014N:cOuCgd,Kr2w4b,xr6bB;" role="link" style="cursor: pointer; -webkit-box-align: center; align-items: center; border: 1px solid var(gm3-sys-color-outline,#747775); display: inline-flex; -webkit-box-pack: center; justify-content: center; position: relative; z-index: 0; -webkit-font-smoothing: antialiased; font-size: 0.875rem; background: none; border-radius: 18px; box-sizing: border-box; color: var(gm3-sys-color-on-surface-variant,#444746); height: 36px; outline: none; padding: 0px 16px 0px 12px; box-shadow: none; min-width: 104px; -webkit-user-drag: none; user-select: none; margin-right: 8px;" tabindex="0">Yanıtla</span><span class="ams bkI" id=":wi" jslog="21577; u014N:cOuCgd,Kr2w4b,xr6bB;" role="link" style="cursor: pointer; -webkit-box-align: center; align-items: center; border: 1px solid var(gm3-sys-color-outline,#747775); display: inline-flex; -webkit-box-pack: center; justify-content: center; position: relative; z-index: 0; -webkit-font-smoothing: antialiased; font-size: 0.875rem; background: none; border-radius: 18px; box-sizing: border-box; color: var(gm3-sys-color-on-surface-variant,#444746); height: 36px; outline: none; padding: 0px 16px 0px 12px; box-shadow: none; min-width: 104px; -webkit-user-drag: none; user-select: none; margin-right: 8px;" tabindex="0">Tümünü yanıtla</span><span class="ams bkG" id=":wj" jslog="21578; u014N:cOuCgd,Kr2w4b,xr6bB;" role="link" style="cursor: pointer; -webkit-box-align: center; align-items: center; border: 1px solid var(gm3-sys-color-outline,#747775); display: inline-flex; -webkit-box-pack: center; justify-content: center; position: relative; z-index: 0; -webkit-font-smoothing: antialiased; font-size: 0.875rem; background: none; border-radius: 18px; box-sizing: border-box; color: var(gm3-sys-color-on-surface-variant,#444746); height: 36px; outline: none; padding: 0px 16px 0px 12px; box-shadow: none; min-width: 104px; -webkit-user-drag: none; user-select: none; margin-right: 8px;" tabindex="0">Yönlendir</span>

<div class="wrsVRe" data-position="dynamic" jsaction="JIbuQc:KjsqPd;" jscontroller="m4ISld" style="margin-right: 8px;"><span data-is-tooltip-wrapper="true"><button aria-label="Tepki ekle" class="jWOS7-JX-I jWOS7-JX-I-ql-ay5-ays LS5phe" data-idom-class="LS5phe" data-tooltip-classes="JAAUkb" data-tooltip-enabled="true" data-tooltip-id="tt-c5" data-use-native-focus-logic="true" jsaction="click:h5M12e;clickmod:h5M12e;pointerdown:FEiYhc;pointerup:mF5Elf;pointerenter:EX0mI;pointerleave:vpvbp;pointercancel:xyn4sd;contextmenu:xexox;focus:h06R8; blur:zjh6rb;mlnRJb:fLiPzd;" jscontroller="PIVayb" jslog="190354; u014N:cOuCgd,Kr2w4b; 67:WzFd" style="font-family: &quot;Google Sans&quot;, Roboto, RobotoDraft, Helvetica, Arial, sans-serif; margin-top: 0px; z-index: 0; gm3-icon-button-outlined-container-height:36px; gm3-icon-button-outlined-container-width:36px; gm3-icon-button-outlined-icon-size:20px; gm3-icon-button-outlined-unselected-outline-color:var(gm3-sys-color-outline,#747775); -webkit-box-align: center; align-items: center; appearance: none; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; border-width: initial; border-style: none; border-color: initial; cursor: pointer; display: inline-flex; fill: currentcolor; -webkit-box-pack: center; justify-content: center; line-height: inherit; outline: none; position: relative; text-rendering: inherit; user-select: none; block-size: var(gm3-icon-button-outlined-container-height,40px); inline-size: var(gm3-icon-button-outlined-container-width,40px); padding-block: calc((var(gm3-icon-button-outlined-container-height, 40px) - var(gm3-icon-button-outlined-icon-size, 24px))/2); padding-inline: calc((var(gm3-icon-button-outlined-container-width, 40px) - var(gm3-icon-button-outlined-icon-size, 24px))/2); border-start-start-radius: min(var(gm3-icon-button-outlined-container-shape-start-start,9999px),var(gm3-icon-button-outlined-container-height,40px)/2); border-end-end-radius: min(var(gm3-icon-button-outlined-container-shape-end-end,9999px),var(gm3-icon-button-outlined-container-height,40px)/2); border-start-end-radius: min(var(gm3-icon-button-outlined-container-shape-start-end,9999px),var(gm3-icon-button-outlined-container-height,40px)/2); border-end-start-radius: min(var(gm3-icon-button-outlined-container-shape-end-start,9999px),var(gm3-icon-button-outlined-container-height,40px)/2); transition: border-radius 0.35s cubic-bezier(0.27, 1.06, 0.18, 1) 0s; jF0a9c:var(gm3-icon-button-outlined-focus-indicator-color,var(gm3-sys-color-secondary,#00639b)); hK0TOb:var(gm3-icon-button-outlined-focus-indicator-outline-offset,2px); SGGi:var(gm3-icon-button-outlined-focus-indicator-thickness,3px); vTiv8c:min(var(gm3-icon-button-outlined-container-shape-start-start,9999px),var(gm3-icon-button-outlined-container-height,40px)/2); uHecC:min(var(gm3-icon-button-outlined-container-shape-end-end,9999px),var(gm3-icon-button-outlined-container-height,40px)/2); UtHrue:min(var(gm3-icon-button-outlined-container-shape-start-end,9999px),var(gm3-icon-button-outlined-container-height,40px)/2); C8LWjb:min(var(gm3-icon-button-outlined-container-shape-end-start,9999px),var(gm3-icon-button-outlined-container-height,40px)/2); sbadab:var(gm3-icon-button-outlined-unselected-hover-state-layer-color,var(gm3-sys-color-on-surface-variant,#444746)); hSHBee:var(gm3-icon-button-outlined-hover-state-layer-opacity,0.08); F1tVH:var(gm3-icon-button-outlined-unselected-pressed-state-layer-color,var(gm3-sys-color-on-surface,#1f1f1f)); kDWEsd:var(gm3-icon-button-outlined-pressed-state-layer-opacity,0.1);"><span aria-hidden="true" class="jWOS7-JX-ank-Rtc0Jf" jsname="S5tZuc" style="block-size: var(gm3-icon-button-outlined-icon-size,24px); display: inline-block; inline-size: var(gm3-icon-button-outlined-icon-size,24px); line-height: 0; z-index: 1;"><span aria-hidden="true" class="notranslate"><svg class="aoH" focusable="false" height="20" viewbox="0 0 24 24" width="20"><path d="M11.99 2C6.47 2 2 6.48 2 12s4.47 10 9.99 10C17.52 22 22 17.52 22 12S17.52 2 11.99 2zM12 20c-4.42 0-8-3.58-8-8s3.58-8 8-8 8 3.58 8 8-3.58 8-8 8zm3.5-9c.83 0 1.5-.67 1.5-1.5S16.33 8 15.5 8 14 8.67 14 9.5s.67 1.5 1.5 1.5zm-7 0c.83 0 1.5-.67 1.5-1.5S9.33 8 8.5 8 7 8.67 7 9.5 7.67 11 8.5 11zm3.5 6.5c2.33 0 4.31-1.46 5.11-3.5H6.89c.8 2.04 2.78 3.5 5.11 3.5z"></path></svg></span></span></button></span>

<div class="jWOS7-JX-ano" style="block-size: var(gm3-icon-button-outlined-touch-target-size,48px); inline-size: var(gm3-icon-button-outlined-touch-target-size,48px); left: auto; position: absolute; top: 18px; transform: translateY(-50%); z-index: 1;"> </div>

<div aria-hidden="true" class="ne2Ple-oshW8e-J9" id="tt-c5" role="tooltip" style="position: absolute; left: -10000px; top: auto; inline-size: 1px; height: 1px; overflow: hidden; user-select: none;"><span data-is-tooltip-wrapper="true">Tepki ekle</span></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>

<div class="nH">
<div class="l2" style="margin: 0px 0px 16px; padding: 0px 16px; text-align: center; text-shadow: none; background-image: url(&quot;//ssl.gstatic.com/ui/v1/icons/mail/rfr/blank_1x.png&quot;); background-position: 50% center; background-repeat: no-repeat; background-size: 20px; min-height: 56px; visibility: hidden;"> </div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>

<div class="nH">
<div class="aUx" jsaction="cZRHAe:.CLIENT;CyXzrf:.CLIENT" style="display: flex; height: 475px;">
<div class="bAw bcf tRcrsc" jsaction="cZRHAe:.CLIENT" style="height: 475px; min-width: 56px; transition-duration: 0.15s; transition-property: min-width, width; transition-timing-function: cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1); z-index: 2; width: 56px;">
<div aria-label="Yan panel" class="brC-aT5-aOt-Jw" role="complementary" style="background: rgb(248, 250, 253); border: none; box-sizing: border-box; display: flex; -webkit-box-orient: vertical; -webkit-box-direction: normal; flex-direction: column; height: 475px; position: relative; width: 56px;">
<div class="brC-aT5-aOt-bsf-Jw" style="display: flex; -webkit-box-flex: 1; flex: 1 0 auto; -webkit-box-orient: vertical; -webkit-box-direction: normal; flex-direction: column; margin-bottom: 56px;">
<div class="brC-bsf-aT5-aOt" role="tablist" style="-webkit-box-flex: 1; flex-grow: 1; height: 100px; outline: none; overflow: hidden; user-select: none;" tabindex="0">
<div aria-disabled="false" aria-label="Takvim" aria-selected="false" class="bse-bvF-I aT5-aOt-I bse-bvF-aLp" data-guest-app-id="6" id="gsc-gab-6" role="tab" style="cursor: pointer; height: 56px; outline: none; pointer-events: none; position: relative; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 56px; user-select: none;">
<div class="aT5-aOt-I-JX-atM aT5-aOt-I-JX-atM-Kv" style="border-radius: 50%; display: flex; height: 40px; left: 8px; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px; border-color: rgb(232, 240, 254); user-select: none;"> </div>

<div class="aT5-aOt-I-JX-atM aT5-aOt-I-JX-atM-J6" style="border-radius: 50%; display: flex; height: 40px; left: 8px; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px; user-select: none;"> </div>

<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw" style="background-color: transparent; background-repeat: no-repeat; background-position: 50% center; background-size: 20px 20px; border-radius: 50%; display: flex; -webkit-box-align: center; align-items: center; height: 40px; left: 8px; pointer-events: auto; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px; background-image: url(&quot;https://www.gstatic.com/companion/icon_assets/calendar_2026_2x.png&quot;); user-select: none;"> </div>
</div>

<div aria-disabled="false" aria-label="Keep" aria-selected="false" class="bse-bvF-I aT5-aOt-I bse-bvF-a9p" data-guest-app-id="2" id="gsc-gab-2" role="tab" style="cursor: pointer; height: 56px; outline: none; pointer-events: none; position: relative; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 56px; user-select: none;">
<div class="aT5-aOt-I-JX-atM aT5-aOt-I-JX-atM-Kv" style="border-radius: 50%; display: flex; height: 40px; left: 8px; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px; border-color: rgb(254, 247, 224); user-select: none;"> </div>

<div class="aT5-aOt-I-JX-atM aT5-aOt-I-JX-atM-J6" style="border-radius: 50%; display: flex; height: 40px; left: 8px; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px; user-select: none;"> </div>

<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw" style="background-color: transparent; background-repeat: no-repeat; background-position: 50% center; background-size: 20px 20px; border-radius: 50%; display: flex; -webkit-box-align: center; align-items: center; height: 40px; left: 8px; pointer-events: auto; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px; background-image: url(&quot;https://www.gstatic.com/companion/icon_assets/keep_2026_2x.png&quot;); user-select: none;"> </div>
</div>

<div aria-disabled="false" aria-label="Görevler" aria-selected="false" class="bse-bvF-I aT5-aOt-I bse-bvF-aLp" data-guest-app-id="4" id="gsc-gab-4" role="tab" style="cursor: pointer; height: 56px; outline: none; pointer-events: none; position: relative; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 56px; user-select: none;">
<div class="aT5-aOt-I-JX-atM aT5-aOt-I-JX-atM-Kv" style="border-radius: 50%; display: flex; height: 40px; left: 8px; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px; border-color: rgb(232, 240, 254); user-select: none;"> </div>

<div class="aT5-aOt-I-JX-atM aT5-aOt-I-JX-atM-J6" style="border-radius: 50%; display: flex; height: 40px; left: 8px; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px; user-select: none;"> </div>

<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw" style="background-color: transparent; background-repeat: no-repeat; background-position: 50% center; background-size: 20px 20px; border-radius: 50%; display: flex; -webkit-box-align: center; align-items: center; height: 40px; left: 8px; pointer-events: auto; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px; background-image: url(&quot;https://www.gstatic.com/companion/icon_assets/tasks_2026_2x.png&quot;); user-select: none;"> </div>
</div>

<div aria-disabled="false" aria-label="Kişiler" aria-selected="false" class="bse-bvF-I aT5-aOt-I bse-bvF-aLp" data-guest-app-id="9" id="gsc-gab-9" role="tab" style="cursor: pointer; height: 56px; outline: none; pointer-events: none; position: relative; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 56px; user-select: none;">
<div class="aT5-aOt-I-JX-atM aT5-aOt-I-JX-atM-Kv" style="border-radius: 50%; display: flex; height: 40px; left: 8px; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px; border-color: rgb(232, 240, 254); user-select: none;"> </div>

<div class="aT5-aOt-I-JX-atM aT5-aOt-I-JX-atM-J6" style="border-radius: 50%; display: flex; height: 40px; left: 8px; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px; user-select: none;"> </div>

<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw" style="background-color: transparent; background-repeat: no-repeat; background-position: 50% center; background-size: 20px 20px; border-radius: 50%; display: flex; -webkit-box-align: center; align-items: center; height: 40px; left: 8px; pointer-events: auto; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px; background-image: url(&quot;https://www.gstatic.com/companion/icon_assets/contacts_2022_2x.png&quot;); user-select: none;"> </div>
</div>

<div aria-disabled="true" aria-hidden="false" class="brC-aT5-aOt-axR" id=":w0" role="separator" style="border-top: 1px solid rgb(225, 227, 225); content: &quot;&quot;; -webkit-box-flex: 1; flex: 1 0 auto; margin: 16px auto 0px; padding-bottom: 16px; width: 20px; border-right-color: rgb(225, 227, 225); border-bottom-color: rgb(225, 227, 225); border-left-color: rgb(225, 227, 225); user-select: none;"> </div>

<div aria-label="Eklenti Yükleyin" aria-selected="false" class="bse-bvF-I aT5-aOt-I" id="qJTzr" role="tab" style="cursor: pointer; height: 56px; outline: none; pointer-events: none; position: relative; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 56px; user-select: none;">
<div class="aT5-aOt-I-JX-atM aT5-aOt-I-JX-atM-Kv" style="border-radius: 50%; display: flex; height: 40px; left: 8px; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px; border-color: rgb(232, 240, 254);"> </div>

<div class="aT5-aOt-I-JX-atM aT5-aOt-I-JX-atM-J6" style="border-radius: 50%; display: flex; height: 40px; left: 8px; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px;"> </div>

<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw" style="background-color: transparent; background-repeat: no-repeat; background-position: 50% center; background-size: 20px 20px; border-radius: 50%; display: flex; -webkit-box-align: center; align-items: center; height: 40px; left: 8px; pointer-events: auto; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px; background-image: url(&quot;https://fonts.gstatic.com/s/i/googlematerialicons/add/v21/black-24dp/1x/gm_add_black_24dp.png&quot;);"> </div>
</div>
</div>
</div>
</div>

<div class="brC-dA-I-Jw" style="z-index: 2; bottom: 0px; display: flex; height: 56px; overflow: hidden; pointer-events: none; position: absolute; right: 0px; width: 56px;">
<div aria-label="Yan paneli gizle" class="aT5-aOt-I brC-dA-I" role="button" style="cursor: pointer; height: 56px; outline: none; pointer-events: none; position: relative; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 56px; bottom: 0px; user-select: none;" tabindex="0">
<div class="aT5-aOt-I-JX-atM" style="border-radius: 38px; display: flex; height: 40px; left: 8px; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px;"> </div>

<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw" style="background-repeat: no-repeat; background-position: 50% center; background-size: 20px 20px; border-radius: 38px; display: flex; -webkit-box-align: center; align-items: center; height: 40px; left: 8px; pointer-events: auto; position: absolute; top: 8px; transition: all 0.3s cubic-bezier(0.4, 0, 0.2, 1) 0s; width: 40px;"><svg class="aT5-aOt-I-JX" enable-background="new 0 0 24 24" fill="#5F6368" height="20px" id="Layer_1" version="1.1" viewbox="0 0 24 24" width="20px" x="0px" xml:space="preserve" y="0px"><path d="M8.59,16.59L13.17,12L8.59,7.41L10,6l6,6l-6,6L8.59,16.59z"></path><path d="M0,0h24v24H0V0z" fill="none"></path></svg></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>

<div class="vY nq" style="visibility: hidden; z-index: -2; position: absolute; left: 0px; top: 0px; width: 1366px; height: 603px; color: rgb(32, 33, 36); font-family: &quot;Google Sans&quot;, Roboto, RobotoDraft, Helvetica, Arial, sans-serif;"> </div>

<div style="color: rgb(32, 33, 36); font-family: &quot;Google Sans&quot;, Roboto, RobotoDraft, Helvetica, Arial, sans-serif;">
<div> </div>
</div>

<div class="T-ays T-ays-avH" role="tooltip" style="border-radius: 0px; box-shadow: none; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; border-width: 10px 0px; border-style: solid; border-color: transparent; border-image: initial; color: rgb(255, 255, 255); cursor: default; font-size: 0.75rem; margin-left: -1px; opacity: 0; padding: 0px; position: absolute; visibility: hidden; white-space: pre-wrap; word-break: break-word; left: 359px; top: 147px; z-index: 30000; pointer-events: none; font-family: &quot;Google Sans&quot;, Roboto, RobotoDraft, Helvetica, Arial, sans-serif; -webkit-font-smoothing: antialiased; line-height: 16px; transition: opacity 75ms ease 0s, left 0s ease 75ms, top 0s ease 75ms, visibility 0s ease 75ms;">
<div class="T-ays-iP" style="background: rgb(60, 64, 67); border-radius: 4px; padding: 4px 8px;"> </div>
</div>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//gelecegi-baltalamak-bedava-oksijenden-milyon-dolarlik-yikima/48/</link>
<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi?</title>
<description><![CDATA[<p>Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi?<br />
Onur ve gurur, insanı insan yapan bambaşka erdemlerdir; birinin uşağı olmak, iradesini bir başkasına ipotek etmek ise apayrı bir esarettir. Eğer bir gün kendi özgür iradenizden vazgeçip bir başkasının boyunduruğu altına girmeyi kabul ederseniz, ömrünüz boyunca o prangadan kurtulamazsınız. O andan itibaren kendi doğrularınız biter; zihniniz mühürlenir ve size dikte edilen her şeyi sorgulamadan, adeta bir robot gibi yapmak zorunda kalırsınız. Bu durum bireyler için ne kadar yıkıcıysa, toplumlar ve kurumlar için de bir o kadar felakettir.<br />
Ne yazık ki bugün tam olarak bu acı ve karanlık gerçeğin sahnelendiği bir süreçten geçiyoruz. Adını her ne koyarsanız koyun, hukuki kılıfların arkasına neyi gizlemeye çalışırsanız çalışın; yaşanan bu durum, en temelde halkın ve delegenin hür iradesini tamamen yok saymaktan başka bir şey değildir. Mevcut zihniyet, topluma ve seçmene açıkça şu tehlikeli mesajı fısıldıyor: "Siz ne derseniz deyin, sandıkta kimi seçerseniz seçin, hangi değişimi arzularsanız arzulayın; ben yine kendi bildiğimi okurum." İşte bu, bir toplumun onuruna, seçme hakkına ve asgari demokrasi kültürüne vurulmuş en büyük darbelerden biridir.<br />
Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan kurultay davası ve yargı eliyle getirilen "mutlak butlan" kararı, ilk bakışta sadece bir ana muhalefet partisinin iç işi ya da basit bir lider değişimi krizi gibi görünebilir. "Özgür Özel gitmiş, Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi geri gelmiş, ne fark eder?" sığlığıyla meseleye yaklaşanlar, madalyonun diğer yüzündeki devasa faturayı görmekten acizdir.<br />
Bu süreç sadece siyasi dengeleri sarsmadı; aynı zamanda borsa koridorlarını ve Merkez Bankası rezervlerini de doğrudan vurdu. Kararın açıklandığı o kritik saatlerde piyasalarda yaşanan çalkantı, borsadaki sert düşüşler ve döviz kurunu belirli bir dengede tutabilmek adına Merkez Bankası ile kamu bankalarının harcamak zorunda kaldığı milyarlarca dolarlık rezerv, bu siyasi müdahalenin doğrudan ekonomik sonucudur.<br />
Peki, bu süreçte ekonominin dümenindeki isim olan Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek nerede idi? Kurumların özerkliği ve rasyonel zemin iddiaları havada uçuşurken, siyasetin finansal piyasaları böylesine hırpaladığı bir virajda ekonomi yönetimi ne kadar irade gösterebildi? Finansal İstikrar Komitesi’ni toplamak ya da "şoklara karşı dirençliyiz" mesajları vermek, arka kapıdan eritilen rezervlerin ve yatırımcının gözündeki güven kaybının yarasını sarmaya yetiyor mu? Siyasetin faturası neden yine dezenflasyon programının yükünü sırtında taşıyan halkın cebine kesiliyor?<br />
Görünen o ki bu düğüm kolay çözülmeyecek. Yarın Özgür Özel ve ekibinin, bu hukuki vesayeti reddederek yeni bir siyasi hareket ya da parti ile yola çıkması hiç de uzak bir ihtimal değil. Böyle bir senaryoda, tabelası geriye kalan ama ruhu ve tabanı bölünen bir CHP ile Kılıçdaroğlu dönemi tarihin tozlu sayfalarına karışabilir; ardından sular durulduğunda CHP yeniden küllerinden doğmak zorunda kalabilir.<br />
Ancak siyaset kendi içindeki bu hesaplaşmaları ve cerrahi operasyonları yaparken, Türkiye’nin kaybettiği zamanı ve ekonomik değerleri kim geri verecek? Zaten pamuk ipliğine bağlı olan yabancı yatırımcının Türkiye’ye bakışı bu kırılganlıktan sonra neye evrilecek? Hukuki öngörülebilirliğin olmadığı, ana muhalefet partisinin liderliğinin bile mahkeme koridorlarında tayin edildiği bir ülkeye hangi nitelikli sermaye güvenip yatırım yapar?<br />
Siyasetçiler koltuk, güç ve vesayet savaşları verirken; asıl bakılması, asıl dert edinilmesi gereken şey bu süreçte uğradığımız topyekûn ekonomik kayıptır. Çünkü iradeye vurulan her darbe, sadece sandığı değil, mutfaktaki ekmeği de vuruyor.</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//siyasi-operasyonlarin-ekonomik-faturasi-irade-mi-esaret-mi/47/</link>
<pubDate>Mon, 25 May 2026 18:34:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi?</title>
<description><![CDATA[<p><span background-color:="" font-size:="" style="color: rgb(51, 51, 51); font-family: sans-serif, Arial, Verdana, " trebuchet="">Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi?</span></p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//siyasi-operasyonlarin-ekonomik-faturasi-irade-mi-esaret-mi/46/</link>
<pubDate>Mon, 25 May 2026 18:17:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz</title>
<description><![CDATA[<p> Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz</p>

<p>Türkiye’de 1948 yılına kadar fırından aldığımız o dumanı üstünde tüten ekmek esmerdi; vakur ve doyurucuydu. Hamurumuzun kalbi olan ekşi maya evlerde korunur, her somun organik bir miras gibi yoğrulurdu. Bir dilim yediğimizde "doyduk" demeyi bilir, toprağın bereketini ruhumuzda hissederdik. Ta ki okyanus ötesinden, bir yardım paketi süsüyle gelen sessiz tehlike sofralarımıza sızana kadar.</p>

<p>Her şey, Anadolu’nun kadim mirası olan 14 kromozomlu siyez ve 28 kromozomlu kavılca buğdaylarının genetiğiyle oynanmasıyla başladı. Amerika’da geliştirilen 48 kromozomlu "cüce buğday", yüksek verim vaadiyle bir başarı hikâyesi gibi pazarlandı. Ancak bu boyu kısa, ömrü uzun "buğdayımsı" tür; beraberinde kimyasal gübreleri ve zehirli ilaçları da getirdi. 1950’lerden sonra "ihtiyaç fazlası" ve "yardım" adı altında ülkemize dayatılan bu genetik ucube, kurak yılları bahane ederek kadim tohumlarımızın yerini aldı.</p>

<p>1960’lı yılların iktidarları ve dönemin medyası, beyaz ekmeği bir zenginlik, kalite ve refah göstergesi olarak sundu. Oysa o bembeyaz görüntünün ardında ondan fazla katkı maddesi ve endüstriyel hile gizliydi. Halk beyaz ekmek yedikçe acıktı, acıktıkça daha çok yedi. "Ekmeksiz doymuyorum." cümlesi toplumsal bir alışkanlığa dönüştü. Bugün dünya ortalamasının tam beş katı ekmek tüketiyor; ne acıdır ki dünyada en çok ekmeği çöpe atan ülke olma unvanını kimseye kaptırmıyoruz. Çünkü beyaz ekmek; dünyanın en çabuk bozulan, en dayanıksız ve aslında en "boş" gıdasıdır.</p>

<p>Bu beslenme kırılmasının faturası ise hastane koridorlarında ödeniyor. Vücudumuzun tanımadığı bu yüksek kromozomlu ve glüten yüklü yapılar, sistemimize adeta savaş açtı. Sonuç; tam bir yıkım tablosu:</p>

<p>Vücudun kendi dokusuna saldırdığı Haşimato ve romatoid artrit gibi hastalıklar patladı.    </p>

<p>Beyaz un ve Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) kullanımıyla birlikte obezite, diyabet ve insülin direnci bir salgın halini aldı.</p>

<p>Bağırsak floramız bozuldukça beyin sağlığımız da çöktü. Bugün Alzheimer, demans, dikkat eksikliği ve nörolojik hastalıkların nüfusa oranındaki artış tesadüf değildir.</p>

<p>Marshall Yardımları ile bu beyaz zehre alıştırılan Avrupa, hatasını anlayıp tam buğdaya ve doğal mayaya geri döndü. Biz ise ancak bugünlerde, hastalıklar kapımızı iyice aşındırdığında uyanmaya başlıyoruz.</p>

<p>Artık anlamalıyız; sağlığımızı geri kazanmanın yolu ilaç kutularından değil, temiz mutfaklardan ve yerli ata tohumundan geçiyor. Tüketici artık parasını neye verdiğini sorgulamalı; GDO’suz, kimyasal katkısız ve geleneksel yöntemlerle üretilmiş gıdayı talep etmelidir. Devletimiz siyezi, kavılcayı; yani bu toprakların asıl sahibini eken çiftçiyi baş tacı etmelidir.</p>

<p>Sonuç olarak sağlıklı bir hayat, bilinçli bir seçimdir. Sofranıza koyduğunuz o beyaz somun, ya sizi hayata bağlar ya da yavaş yavaş sağlığınızdan eder. Gelecek nesilleri kurtarmak için "beyaz" olanın parlaklığına değil, "kara" ekmeğin samimiyetine ve ata tohumunun gücüne sarılmak zorundayız.</p>

<p>Hastaneler dolup taşmadan mutfaklarımızı iyileştirelim. Çünkü gerçek refah, bembeyaz bir ekmekte değil, sağlıklı bir bedende gizlidir.</p>

<p>Hiç kendinize sordunuz mu; 1950 sonrası ülkemizde obezite, göz bozukluğu ve kellik neden arttı? Sizce</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//sofradaki-truva-ati-beyaz-ekmek-ve-genetigi-degistirilmis-gelecegimiz/45/</link>
<pubDate>Mon, 18 May 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var?</title>
<description><![CDATA[<p>Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var?<br />
Eskiden siyaset bir dava işiydi; bir duruşun, bir fikrin ve en önemlisi bir sözün adıydı. Şimdilerde ise bakıyoruz ki belediye başkanlığı koltuğu, adeta bir "transfer borsasına" dönüşmüş durumda. Üstelik bu transferler ne ilkesel bir ayrılığa dayanıyor ne de memleket sevdasından besleniyor. Bu aralar moda belli: Parti değiştirmek.<br />
Halkın iradesiyle, falan partinin logosu altında seçimi kazananlar, rüzgâr biraz tersinden esince ya da kendi menfaatleri tehlikeye girince hop diye başka bir limana yanaşıyorlar. Peki, sormazlar mı adama; sen o koltuğa kendi adınla mı oturdun, yoksa sana inanan binlerce seçmenin omuzlarında mı?<br />
Bir partiden seçilip, görev süresi bitmeden ya da seçim sath-ı mailine girildiğinde "Ben artık buralı değilim" demek, sadece bir siyasi tercih değildir. Bu, kendisine oy veren vatandaşa açıkça; "Senin iraden benim menfaatimin altında ezilmeye mahkûmdur" demektir. Seçmeni hiçe sayan bu tavır, demokrasinin altını oyan en büyük dinamitlerden biridir.<br />
Gelelim en trajikomik kısma... Bugün kapısını çarptığı partiyi kötüleyen, "hizmet edemiyordum" bahanesine sığınan bu isimler, yarın bir başka partinin çatısı altında yine o halkın karşısına çıkacaklar. Hiç sıkılmadan, yüzleri kızarmadan yine oy isteyecekler.<br />
Siyaset, ilkesiz ellerde bir hizmet aracı değil, bir geçim kapısı haline geldiğinde; halk, seçmen olmaktan çıkıp sadece birer rakama dönüşür.<br />
Bu "gıcık" durum, siyasi ahlakın geldiği son noktayı özetliyor:<br />
Dün: "Bu dava için canımı feda ederim."<br />
Bugün: "Yeni partimle yeni ufuklara!"<br />
Yarın: Hiçbir şey olmamış gibi aynı kürsüde nutuklar.<br />
Belediye başkanlığı makamı, birilerinin kişisel kariyer basamağı ya da ego tatmin alanı değildir. Vatandaş sandığa giderken sadece bir isme değil, bir anlayışa, bir söze ve bir programa yetki verir. Bu yetkiyi alıp pazarlık masasına sürenler bilmelidir ki; halk unutmaz, halk not eder.<br />
Siyasetin bu "yüzsüz" modası artık son bulmalı. Zira ortada satılık bir halk yok; ancak kendi itibarını satışa çıkarmış, koltuk sevdalısı siyasetçiler var. Bakalım bir dahaki seçimde, o kapısını çaldığınız halk size "hoş geldin" mi diyecek, yoksa sandıkta hak ettiğiniz cevabı mı verecek?<br />
Ne dersiniz, bu siyasi transfer oyunları sizce halkın ferasetinden döner mi?<br />
Platon tam binlerce yıl önce ne güzel söylemiş <<Büyük gemiye küçük yelken yakışmaz, çünkü onu yürütemez. Küçük insana büyük giyecek yakışmaz, çünkü onu taşıyamaz.>></p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//sandiktaki-irade-tezg-htaki-siyaset-satilik-halk-mi-var/44/</link>
<pubDate>Wed, 13 May 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik</title>
<description><![CDATA[<p>1 Mayıs… Takvim yapraklarında “işçi bayramı” olarak işaretli o gün. Meydanlarda sloganlar, ekranlarda kutlama mesajları, sosyal medyada iyi dilekler… Peki gerçekten kutlayan kim? Daha doğrusu, bu bayram kimin bayramı?<br />
Bir günlüğüne tatil ilan edilen bir gerçeklikten söz ediyoruz. Ama o tatilin bile herkese ait olmadığını bile bile… Çünkü bu ülkede “işçi bayramı” denilen günde bile çalışmaya devam eden binlerce insan var. Fabrikada, şantiyede, hastanede, maden ocağında… Onlar için 1 Mayıs, diğer günlerden farksız; hatta belki daha yoğun, daha görünmez, daha sahipsiz.<br />
Şimdi durup sormak gerekiyor: Bir günlüğüne verilen tatil, bir yılın yükünü unutturur mu? Ya da bir gün “bayram” ilan edilince, diğer 364 günün hesabı kapanır mı?<br />
Geçtiğimiz günlerde maden işçilerinin direnişine tanık olduk. Günlerce, haftalarca seslerini duyurmaya çalıştılar. Haklarını istediler, alın terlerinin karşılığını talep ettiler. Görüldüler mü? Kısmen. Duyuldular mı? Belki. Ama asıl soru şu: Haklarını gerçekten alabildiler mi?<br />
Çünkü bu ülkede çoğu zaman hak, verilmez; alınır denir. Ama işçi ne kadar alabilir? Ne kadar dayanabilir? Ne kadar direnirken ayakta kalabilir?<br />
1 Mayıs’ta kürsülerden “emeğin kutsallığı” anlatılır. İşçinin değeri, alın terinin önemi vurgulanır. Güzel sözler, güçlü cümleler kurulur. Ama ertesi gün ne değişir? Aynı işçi, aynı koşullarda, aynı belirsizliklerle çalışmaya devam eder.<br />
İşte tam da bu yüzden, 1 Mayıs bir kutlamadan çok bir sorgulama günüdür. Kimler gerçekten bayram yapıyor, kimler sadece izliyor, kimler o gün bile çalışmak zorunda kalıyor…<br />
Ve en önemlisi: Bu bayram, gerçekten işçinin mi?<br />
Eğer bir ülkede işçi hâlâ hakkını almak için direniş yapmak zorundaysa, eğer emeğin karşılığı hâlâ tartışılıyorsa, eğer bayram günü bile çalışmak zorunda olanlar varsa… O zaman ortada kutlanacak bir bayram değil, konuşulacak büyük bir gerçek var demektir.<br />
1 Mayıs’ı alkışlarla değil, sorularla karşılamak gerekiyor.<br />
Çünkü bazen en büyük kutlama, gerçeği söylemekti</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//bir-gunluk-bayram-364-gunluk-sessizlik/42/</link>
<pubDate>Fri, 01 May 2026 16:48:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Hasan Usta</title>
<description><![CDATA[<p>GOURMET köşemizde sabah erken saatte kahvaltı yapacağız..,</p>

<p>Pandemiyi takiben ara verdiğimiz GOURMET köşemize kaldığımız yerden devam ediyoruz.</p>

<p>Ziyaret ettiğimiz, hizmet sektöründe faaliyet gösteren, öncelikle yemek servisi sunan işletmelerde edindiğimiz izlenimlerimizi sizlerle paylaşacağız. Edindiğimiz olumsuz izlenimler olursa, bu işletmeden bahsetmemeyi tercih edeceğiz. Yazımıza olumsuz yorumlar da yapılabilir. Bu yorumları, şiddet, küfür gibi ciddi olumsuzluklar içermedikçe olumsuz yorumlara, olumlu yorumlara davrandığımız gibi davranacağız. Yapılan bütün youmlara saygı göstereceğiz.</p>

<p>Bugünkü durağımız Hasan Usta. Alanya Sokağı' ndan deniz istikametine giderken son ara sokakta. Sola, yani Adana tarafına dönünce ilk Hasan Usta değil. İkincisi. Halley İnternet Cafe' nin iki üç dükkan öncesi. Eskiler "Pala' nın Mekanı" olarak bilir.</p>

<p>Ailemizle gidebileceğimiz nezih bir ortamda, son derece saygılı personeli ile bizleri ağırladılar. Sadece tantuni servisi olan mekanda, sunulan malzemenin kalitesine diyecek yok. Özenle hazırlanmış biftek tantunimizi yerken, yaninda verilen kırmızı lahana, yeşillik vs malzemenin son derece temiz olduğu dikkatimizi çekti. Mekanda huzurumuzu bozacak bir şey yoktu. Bu nedenle karnımız kadar gönlümüz de doydu.</p>

<p>Açıkçası, mekan bizi doyurmakla kalmadı, çok ta mutlu etti.</p>

<p>Fiyatlandırması piyasadaki diğer tantuniicilerle aynı olmakla birlikte, kalitesinin bir tık üstün olduğunu söylemeliyiz.</p>

<p>Teşekkür ederiz, Hasan usta.</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//hasan-usta/41/</link>
<pubDate>Fri, 14 Jun 2024 18:42:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Myra Çikolata Evim</title>
<description><![CDATA[<p>Merhaba.</p>

<p>Bugün gurme köşemizin konuğu MYRA ÇİKOLATA EVİM.</p>

<p>Türkiye merkezi Antalya' da bulunan kurum, çok iyi bir yönetim ve her şubedeki personele eksiksiz eğitim vererek, ülke genelinde standardizasyonu örgütleyerek, oldukça zor olan ülke genelinde tekrarlanabilirlik ilkesini uygulamayı başarmış. Bütün şubeleri gezmiş olmasam da, Antalya, Adana ve Mersin şubelerinde kendimi farklı bir mekanda hissetmedim. Mekanlarda fiziki zorunluluklar neticesinde görsel farklılıklar olsa da, hizmet, hitap, sunuş ve ürünlerde hiç bir farklılık gözlemleyemedim.</p>

<p>Personel, çatışmacı ilkelerden uzak, uysal arkadaşlık ortamı yaşayacakları şekilde yönetiliyor. Böylece müşteri negatif elektrik almıyor.</p>

<p>Ürünler nefis. Çekirdek kadro ürünleri mükemmelleştirmiş. Ürünler şubelere, ürün cinsine göre, hazır mamul, yarı mamul ve hammadde olarak dağıtılıyor. Ürün cinsine göre, ürünler mümkün olduğunca sipariş ardından imal ediliyor. Çikolata ve türevleri, özel Belçika çikolatası. Hiç bir ürün "fabrikada" üretilip dondurularak size ulaştırılmıyor. Önünüze buzu çözdürülerek getirilmiyor. Sonuç olarak, hemen her ürün size, sizin için imal edilmiş şekilde taptaze sunuluyor.</p>

<p>Fiyatlandırma olarak ta makul ölçülerde olan Myra Çikolata Evim' i tavsiye ediyoruz.</p>

<p>Lütfen e-posta yazmak yerine, yorum yazınız.</p>

<p>gourmet@yurdumgazetesi.com.tr</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//myra-cikolata-evim/39/</link>
<pubDate>Sun, 14 Apr 2024 15:16:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Alışmak ...</title>
<description><![CDATA[<p>Merhaba.</p>

<p>Bugün evimden çıktım arabayla. GMK üzerinde sağ şeritte sakin sakin ilerlerken beni sollayan araçla emniyet şeridinden beni makaslayan aracın arasında kalıverdim. Biraz ileride emniyet şeridinde duraklama olduğu için sağımdan beni makaslayan araç frene basmak yerine olağanca hızıyla dalışa geçti. Arkamdaki araç bana çok yakın olduğu için frene basamadım. Beni sollayan araca olabildiğince yaklaştım. Sürücüsü durumu fark ederek, benim gibi, frene basamadığı için orta röfüje iyice yanaştı. Böylece beni sağlayan araç kıl payı makaslama girişimini tamamlayarak önüme geçmeyi başardı. Beni sollayan aracın sürücüsünün sağduyusu sayesinde üçlü bir trafik kazasından kıl payı kurtulduk. </p>

<p>Ankara' da olsak, hele hele bir ana arterde olsak, hızınız sağ şeritte 40Km/h üzeri ise veya sol şeritte 50Km/h altında bir hızla seyir halindeyseniz kesinlikle ceza yazılır. Değil emniyet şeridinden makas çekmek.</p>

<p>"Yollarımız yetersiz"</p>

<p>Bahane.</p>

<p>Mersin' in yolları ülkenin en geniş şeritlerine sahip yollarından biridir. İzmir' de araç kullananınız var mı? Birkaç ana arter dışında, aracınızın sol tekeri bir şerit çizgisine basarken sağ tekeri de öbür çizgiye basar. Trafiğin hızı sol şeritte 70' tir ve trafik akar. Oysa Mersin' de, örneğin 3 şeritli sahil yolunda iki araç yan yana giderken kaza riski yaşıyoruz.</p>

<p>Üniversite yıllarımda Mikrodalga ve Antenler dersimize gelen Prof. Dr. Erdem Yazgan şöyle derdi:</p>

<p>- Çocuklar, bazen öğrenmemek için, öğrenmek için gerekenden daha fazla çaba sarfediyorsunuz.</p>

<p>Korkarım Mersin sürücüsü böyle yapıyor. Ben araç kullanmayı Ankara' da öğrendim. Dolayısıyla "böyle" yapmaya alışmadım. Yapmamaya alıştım.</p>

<p>Alışkanlıklarımızı gözden geçirmeliyiz.</p>

<p>Öğrenmek için, öğrenmemek için sarfedeceğinizden daha fazla çaba sarf edin...</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//alismak/38/</link>
<pubDate>Sun, 14 Apr 2024 14:15:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Buse Spesiyal</title>
<description><![CDATA[<p>GOURMET köşemizde sabah erken saatte kahvaltı yapacağız..,</p>

<p style="font-size: 13px;">Pandemiyi takiben ara verdiğimiz GOURMET köşemize kaldığımız yerden devam ediyoruz.</p>

<p style="font-size: 13px;">Ziyaret ettiğimiz, hizmet sektöründe faaliyet gösteren, öncelikle yemek servisi sunan işletmelerde edindiğimiz izlenimlerimizi sizlerle paylaşacağız. Edindiğimiz olumsuz izlenimler olursa, bu işletmeden bahsetmemeyi tercih edeceğiz. Yazımıza olumsuz yorumlar da yapılabilir. Bu yorumları, şiddet, küfür gibi ciddi olumsuzluklar içermedikçe olumsuz yorumlara, olumlu yorumlara davrandığımız gibi davranacağız. Yapılan bütün youmlara saygı göstereceğiz.</p>

<p>Mersin’ de Sabahin 7’ sinde işe giderken GMK Muğdat ışıklarından sahile döndüğünüzde 50m ileride solunuzda bir kalabalık görürsünüz. Simit börek vs. almak için kuyrukta bekleyenlerdir onlar. Her çeşidinden poğaça, simit, miflöy börek, su böreği, saç böreği, gözleme, sıkma, ve bilhassaaaaaaa PİŞİ bulunuyor burada. Her yerde bulamazsınız. Nefistir. Lezizdir. Neredeyse annelerimizin bize pişirdiği kadar güzeldir. Tadına doyamazsınız.<br />
Nevşehir’ de doğan Asım Alim Alan’ dır sahibi ve işletmecisi. Söylediğine göre, babası bilim adamı olsun diye ALİM koymuş adını. Ama pastacı olmuş. Kısmet işte. Pastacıların şahıdır kendisi. Ama pasta yapmaz. Yukarıda saydıklarıma ilaveten şekerpare, katmer, bazan baklava yapar ama pasta yapmaz.</p>

<p>Biraz vaktiniz varsa kuyruğa girmek yerine masalardan birine oturursunuz. Tabi boş masa bulabilirseniz. Siparişiniz alınır, çayınız gelir, Beş dakika bile olsa keyif yaparak yersiniz. Sabah mahmurluğunuz devam ediyorsa bile, masanızdan kalkarken ağzınız kulaklarınızda olur.</p>

<p>Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın. Size sunduğu nefis kahvaltıdan sonra gününüz harika geçecek.</p>

<p>Böyle ürünlerde %70 malzeme ise, %30 da ustalıktır. Teşekkürler Alim Usta.</p>

<p style="margin: 0px 0px 20px; padding: 0px; outline: 0px; color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px;">Lütfen e-posta yazmak yerine, yorum yazınız.</p>

<p style="margin: 0px 0px 20px; padding: 0px; outline: 0px; color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px;">gourmet@yurdumgazetesi.com.tr</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//buse-spesiyal/37/</link>
<pubDate>Thu, 04 Apr 2024 08:54:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>TEKNOLOJİNİN ESİRİ OLDUK</title>
<description><![CDATA[<p>TEKNOLOJİNİN ESİRİ OLDUK<br />
Resmen teknoloji denen yaratığın eserleri olmuşuz. Teknolojinin Esirleri olarak bizim dostluklarımızı, arkadaşlıklarımızı ,aile bağlarımızı zedeliyor hatta öldürüyor. Kimler aileleri ile oturup konuşuyor. Çocuklar  Bilgisayar başından ayrılmıyorlar. Herkesin ellerinde telefon konuşmayı unuttuk. <br />
Teknolojinin Esiri Olmak tan uzak duralım.Ve karşımızdakine elimizdeki telefona verdiğimiz değerin daha fazlasını verelim. Sen karşındakine elindeki telefona verdiğin değerin yarısını bile versen karşındaki senin ona verdiğin değerle sevinir. Teknoloji  bizleri esir almış durumda. Eskiden sohbetler edilirdi. Komşuluklar  vardı. Sohbet olayları bitti. Bundan çok değil on - yirmi sene önce :<br />
Akraba ziyaretlerinin yapıldığı, yemekli davetlerin tertiplendiği , komşuluk ilişkilerinin yoğun olduğu en önemlisi de ailecek sohbetlerin yapıldığı bir kahvehanede arkadaşların buluşup muhabbet ettiği bir dünyamız vardı. Kitaplar gazeteler okunurdu. Birlikte gezmelere gidilirdi.<br />
Okul yolları bizim için anılarla dolu olurdu. Derslerde kalem tutan eller not almaktan yorulur, akşamları derse oturuldu muydu bitirilmeden kalkılmazdı. Anne babalar çocuklarına dersini bitirmeden televizyon izlemek yok diye azarla karışık ikazlar yapardı. Zaman delicesine akıp giderken o çocuklar büyüdü. Şimdi çocuklarına dersini yapmadan internet, bilgisayar yasak diyorlar mıdır bilemem ama çocukların artık ellerindeki cep telefonlarından her an internete bağlı olmaları cezanın da şeklini değiştirdi. Aileler artık çocuklarını sana on gün TL yüklemek yok, bu ayki telefon faturanı yatırmayacağız diyerek cezalandırıyorlardır herhalde!.. Çünkü yeni nesil gençliğin terbiye edicisi televizyon, internet ve arkadaş çevresi olmuştur. Sanal dünyanın en sıkı takipçileri olan gençlik, ruhsuz robot gibi yaşamakta; sosyal ortamlara  girmekten çekinmektedir. Bir diğer sorun ise artık kendi memleketimizde, en basitinden sokağa  çıktığımızda selam verecek ne bir dostumuz, nede o muhabbeti kuracak bir arkadaş ortamımız mevcut.  Dünyevileşen kalplerimiz, yitip giden örf ve ananelerimizin ve  memleket sevgimizin önüne geçmiş ve bizi "nerde o eski günler" demekten öteye  götürememiştir.<br />
İnternetin fütursuzca hayatımıza girmesiyle değişen biz mi olduk yoksa şartlar mı buna zorladı "pek anlamadım" ama günlük hayatımızda oldukça yer kaplamaya başladığına göre biz de istedik böyle bir yaşamı. Her vesilede dostlarımız ve büyüklerimizle bir araya gelmek anlatılan meseleleri merakla dinlemek ve arkadaşlarıyla şakalaşan nesiller yerini atılan tweeti, gelen mesajı bile uzun olduğu için okumaya üşenenlere bıraktı. "Göreceksiniz kulağı arkadaşında, parmakları son model telefonundadır. Kendilerini sohbet etmek için atmışlardır, oraya ama gel gör ki sohbet etmek bir yana yüzlerine bile bakmıyorlar. Varsa yoksa telefon!.. Oysa problemler, üzüntüler paylaşıldıkça hafifler, aynı şekilde de sevinçler de paylaşıldıkça daha büyük bir anlam kazanır. Ahlakımız, ticaretimiz, sanatımız, dinlenme ve eğlence kültürümüz, insanî ilişkilerimiz yozlaşmıştır. Bunun en önemli sebebi modern dünyanın bizlere sunduğu hayat tarzı ve kendi değerlerimizden uzaklaşmamız olsa gerek. Sanal alem hayatımızda olması gerekenden daha fazla yer kaplıyor ve bu tehlikenin ta kendisidir. Gelecekte kendine güveni olmayan, iletişim kurmakta zorlanan, bireyselliği ön planda tutan vb. insanların olduğu bir toplum istemiyorsak çözüm üzerinde düşünmeli ve mutlaka bir hal çaresi bulmalıyız!.<br />
İnternet bağımlılığını, diğer bağımlılıklar gibi ele alabiliriz. İnternetin kullanımı hayati ihtiyaçların önüne geçiyorsa, internette geçirilen süre kontrol edilemiyor, süre gittikçe artıyorsa, internet kullanımı engellendiğinde, kızgınlık ve çöküntü yaşanıyorsa; yoksunluğun yarattığı gerginliği gidermek için davranış bozuklukları başlıyor. Bunun arkasında pek çok neden olabilir, bağımlılık hepimizi esir almış durumda. Sonuç olarak internet kullanım, tartışmasız, gündelik hayatımızın bir gerçeği ve öyle olmaya da devam edecek. Bu noktada ailelere, eğitimcilere, büyük roller düşüyor.  Teknolojiden mümkün olduğu kadar uzak kalmak eski günlerimize geri dönmek gençlerimizi teknolojinin esiri olmaktan bir nebze olsun uzaklaştırmak iyi olur diye düşünüyorum. Bizlerin geleceği gençlerimiz zamanlarını teknoloji başında harcamasınlar. Hepinize sağlıklı yarınlar diliyorum. yüreğinizden sevgiler yüzünüzden gülücükler eksik olmasın.Sevgiyle kalın.</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//teknolojinin-esiri-olduk/36/</link>
<pubDate>Tue, 27 Sep 2022 18:25:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>MEZUNİYET</title>
<description><![CDATA[<p>Bu gün günlerden mezuniyet  . Daha dün hatırlıyorum da elinden tutup , çantasına beslenmesini koyduğum, okul sırasına oturtup gözüm arkada bırakıp kapıdan çıkarken ,korkulu gözlerle bana bakıp ne yapacağım simdi ben burda diyen sarışın mavi gözlü çocuk layıkıyla eğitim hayatını tamamladı ve o gururlu günü bana yaşattı .. Gözüm arkada çıktığım sınıfa omuzum dik, başım yukarda emin ve gururlu adımlarla girdim .. Tıpkı  diger anne babalar gibi . Hayatımızı adadığımız hep güzel yerlerde görmeyi arzuladığımız canparelerin hala o çocuksu heyecanlarını koruyor olmalari beni inanilmaz mutlu etti . Gözlerinizde ki ışıltı ve  heyecan hiç bitmesin dedim içimden hepsine ayrı ayrı..</p>

<p>Ve ben eğitim hakki elinden alınmış bir birey olarak bu ülkeye ve millete faydali bir birey yetiştirmenin ödülü olarak üniversite sıralarına oturma şerefine nail oldum .Belki hic bir zaman bir diplomam olmadi ama iki diploma alan birey yetiştirdim. Bu gurur ve mutluluk bana yeter .. Benimle bu gururu paylaşan binlerce anne babaya sesleniyorum  "güzel iş başardık" . Ama hala görevimiz bitmedi asıl bundan sonra başlıyor . Amazon ormaninda aslan avına çıkmak gibi bir şey bundan sonrasi ve o aslanı bulmak için sağlam bir aile olmak gerekiyor.. Zira bubi tuzaklari ile dolu ormandan sağ çıkmak ve o aslanı yakalamak imkansiz.</p>

<p>Şimdi gelelim asıl konuya ..</p>

<p>Gençlerle bir arada oturma firsati bulmak icin biraz erken gittim . Amacim biraz gençlerin nabzını yoklamak ,Hedefleri nedir ,istediklerini yapma imkanlari varmı onların kendileri icin resmetmek istedikleri tabloyu duymak istedim .. İlk sorum KPSS girdiniz mi ? gençler. Kimi kendini denemek icin girmiş,kimi  zorlu süreci yaşamamak için girmemiş,kimisi de gerçekten önüne bir hedef koymuş ve o hedefe ulasmak için gayret göstermiş.Hepsinin resmettikleri tablo o kadar renkli ki kendileri onu çizerken ,ama gerçek dünyaya çevirdikleri zaman renkler soluyor .. Neden mi soluyor ? Çünkü bu günkü siyasetin akıl dışı politikalari  ,ekonominin  yalpalayarak seyretmesi , iş gücünün daralması, başarının değil ,sadakatin ödüllendirilmesi gibi olaylara  endişe verici bulduklarını söylediler . Haklılar onlar bu gun olup biteni bizden daha net görüyorlar, Hiç bizim bakmadiğımız açıdan bakıp değerlendiriyorlar.. Sen ne iş yapmak istiyorsun dediğimde içlerinden bir tanesinin söylediği çok manidardı. "Ben belediyeye gireyim .Yirmi metrekare bir odada aksak bir bilgisayar ile gelip milletin iş yapmami beklediği ama benim bu gün git yarin gel dediğim bir başıboşluğun içinde olmak istiyorum . Çünkü onlar kazanıyor bu memlekette" dedi.<br />
İşte canım ülkemin kısa özeti .Bu çocuğun  bu yaşta baktığı bu pencereyi gelinde aydınlatın şimdi .Elinizle yıktığınızı dilinizle tamir edebilecek misiniz? Hadi bi görelim sizi.</p>

<p>Bu ülke bu gun tercihlerinden dolayi kan kaybediyor..  Bu kan kaybi maalesef unutkanlık ,halsizlik ve yorgunluk yapıyor..<br />
Milletçe bunun farkındayız.. </p>

<p>Bu günden tezi yok tedavi süreci başlamalı.<br />
GENÇLERE BUNU BORÇLUYUZ...</p>

<p>GÜNÜN SÖZÜ</p>

<p>Gençliği yetiştiriniz. Onlara bilim ve kültürün olumlu fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Özgür fikirler uygulamaya geçtiği zaman, Türk milleti yükselecektir.<br />
                  MUSTAFA KEMAL ATATÜRK</p>

<p><br />
 </p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//mezuniyet/33/</link>
<pubDate>Tue, 31 Aug 2021 15:58:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> UMUT BENDE ..MEŞALE BENDE ..</title>
<description><![CDATA[<p>30 Ağustos 1922 zaferi, tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri olmasının yanında, yalnızca bizim değil; tüm ezilmiş ulusların, hatta tüm insanlığın, özgürlüğe, kurtuluşa, başı dik ve onuruyla yaşama kararlılığına yönelişinin ve bu doğrultuda atılmış tarihi bir adımın bayramıdır.</p>

<p>Cumhuriyet çocuğu olarak doğdum ,cunhuriyet kadını olarak öleceğim. Bu vatanın birliği, beraberliği ve dirliği için evlat kaybeden analarımıza,baba kaybeden çocuklarımıza, eşlerini kaybeden kadınlarımıza ,bu vatana ve millete canını siper eden atalarımıza  ve bir toplumun yeniden doğuşuna liderlik eden Mustafa Kemal Atatürk'e  minnettarim,minnettariz.</p>

<p>Yine her milli bayramımızda olduğu gibi 30 Ağustos Zafer bayramımızı da göğsümüz kabararak bağımsızlığımızın sembolü Ay-yıldızlı bayrağımız eşliğinde  gururla kutlayacağız. Balkonlarda,caddelerde,sokaklarda milli mücadelenin bize kazandırdığı özgürlüğü bu günün ve geçmişin  şanlı Türk ordusuna şükranlarımızı sunarak gururla haykıracağız.<br />
"Varlığınızı bu vatanın varlığına emanet ettiğiniz için teşekkür ederiz ."<br />
Çünkü " Bu şanlı bayrak dalgalanıyorsa sizin sayenizde "<br />
Çünkü " Kadın olarak özgürce bu ülkede nefes alabiliyor, çalışabiliyor ve kimseye boyun eğmiyorsak bunu bize bu zaferi yaşatan ecdadımıza borcluyuz ve size borcluyuz.<br />
Sönmeyecek bir meşaleyi yakıp (özgürlük ve bağımsızlık meşalesi) bize emanet eden Türk, Laz , Çerkez, Kürt ayrışmadan bu milli mücadelede kahramanca çarpışan şehit Türk  askerlerimize bir söz borçluyuz . Kanımızın son damlasına kadar emanetinizi geleceğe taşıyacak bayrağı bizden sonraki nesillere bize yaşattığınız gururla ve güçle teslim edeceğiz .</p>

<p>30  Ağustos 1924 Bağımsızlık Zaferinin tescilidir.<br />
Bu zafer, Türk milletini yok etmeye çalışan işgal güçlerinin haksızlıklarına, yoksulluğa ve tüm olumsuzluklara karşı aziz milletimizin Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde tüm dünyaya Türk milleti bağımsızdır ve bağımsız kalacaktır, ay yıldızlı bayrağımız milletimiz var oldukça gökyüzünde dalgalanacaktır diye haykırdığı, aziz milletimizin şanlı zaferidir.</p>

<p>Bu topraklarda yaşayan hangi etnik kökene ait olursa olsun ,bu vatan topraklarında ecdadının kanı bulunan hiç bir Türkiye vatandaşı  bir avuç vatan toprağını vermeyecektir. Göndere çekilen ay-yıldızlı bayrağı gördükçe Mustafa Kemal Atatürk'ü yad etmeden o bayrağın önünden geçmeyecektir. Birileri bittik, tükendik desede bu millet küllerinden yeniden doğacaktır..</p>

<p>30 Ağustos 2021 meşale yanmaya devam ediyor .<br />
Cumhuriyet kadını olarak haykırıyorum.<br />
MEŞALE BENDE</p>

<p>GÜNÜN SÖZÜ<br />
“Zannetme ki ecdadın asırlarca uyudu, nereden bulacaktın o zaman eldeki yurdu!”<br />
                           Mehmet Akif Ersoy</p>

<p> </p>

<p><br />
 </p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//umut-bende-mesale-bende/32/</link>
<pubDate>Mon, 30 Aug 2021 14:00:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> KORUYUN SEVDİKLERİNİZİ</title>
<description><![CDATA[<p><br />
KORUYUN SEVDİKLERİNİZİ<br />
Nafile çırpınışlar bunlar .. Sözler insanlarin hayatında önem taşır, değerlidir.<br />
Ancak hareket hal ve tavırlar her zaman belirleyicidir. Birisi hayatına girip kalbinde bir boşluğu dolduruyorsa,   ona karşı tavır, duruş ve davranışlarında saygı tohumlari ektiysen, sevgi biçmeye hazir ol derim .<br />
Sevgi bu dünyada sahip olacağın eşi benzeri bulunmayan bir kaşıkçı elmasi ve herkesin yüreğine ayri ayrı zenginlik verir..<br />
Buna sahip olduğunu bildiğin ve anladığın sürece sımsıkı sarıl ve seni seviyorum demeyi asla ihmal etme . Çünkü yüreğindekiler ağzından dökülürse anlam kazanir, hayat bulur. <br />
Sevgi saklamaya gelmez .. Yarinin belirsiz olduğu bir dünyada eğer huzur içindeysen ne mutlu sana ... Şimdi bu sevgi pıtırcığı da nerden çıktı arkadas diyecekken hemen o soru isareti baloncuğunu patlatiyorum izninizle...</p>

<p>Sevgi zor ulaşılan kaybetmemek için direnilen en ulvi kabulleniştir. En derinlerde bir yerlerde hep yanmaya hazır bir alev vardir, ne kadar kızsanız, kavga etseniz görmek istemeseniz de zor anınızda, hastalikta ve sıkıntılı dönemlerde hep bir koruma iç güdüsü ile hareket edersiniz . Şimdi bu gün sizden sevdiklerinizi, bundan sonra başkalarının da sevdiklerine zarar vermemesi için "Aşıya davet etmenizi" istiyorum. Onlari korumak adına bunu kendinize  lutfen gorev bilin. Temas ettiğiniz her sey sizi bu illetin kara deliğine cekebilir.. İnanın o kara delik o kadar sonsuz acılara yol açtı ki.. Geri dönülmez yollar da yolculuk yapti sevdiklerimiz. İnanın hepsi içinde erkendi, zamansızdı, ölüm yakışmadı .. Kim kaç kişiye kanatlarını açtı bilemem ama o sahip olduklarınızı korumak ve kollamak için lütfen AŞI OLUN ve aşı yaptırmak istemeyen yakınlarınıza uygun bir dil ile anlatın .. Bir kişinin bu illetten kurtulmasına sebeb olmak diger on altı kişinin de korunmasina ön ayak<br />
olmaktir.. Artik aşı olmak zorunluluktan çok sorumluluktur... Nafile çırpınışlar yaşamamak, sinemaya gitmek, konserde ruhunuzu müzikle doyurmak istiyorsanız , şimdi şu andan itibaren  AŞI OLUN ...  Eğer bir şey için örgütlenmemiz gerekiyorsa bu yaşamak ve yaşatmak için olmalı ...</p>

<p>Sağlıkla esen kalın ..</p>

<p>Günün sözü ...</p>

<p>Eğer depresyondaysanız, geçmişte yaşıyorsunuz."</p>

<p>"Eğer endişeliyseniz, gelecekte yaşıyorsunuz."</p>

<p>"Eğer huzur içindeyseniz, şu anda yaşıyorsunuz."</p>

<p>LAO TZU </p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//koruyun-sevdiklerinizi/31/</link>
<pubDate>Tue, 24 Aug 2021 13:48:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİR MESAJIM VAR...</title>
<description><![CDATA[<p>İnsanı değerli kılan değer yargılarıdır. Ama değerleri yargılayan bir zaman diliminin içinden geçiyoruz.. Yolun sonunun nereye varacağı konusunda da oldukça endişeliyim . Size kötü bir profil çizip canınızı sıkmak degil derdim . Ancak bazı şeylerin konuşulması , tartışılması ,düşüncelerin bu yazıyı okurken harmanlanmasi gerektiğini düşünüyorum.. Bir köşede kendi kendine bir şeyler karalayan biri olarak değil  ilerici olmasi gereken toplumumuzda bir takım gerici düşüncelerin bir takım güruh zihniyetlerin nerelere varmak istediklerini ,ne yapmak istediklerini  gözler önüne sermem gerektiğini düşünüyorum. Keskin değer yargılarım vardır. Her ne olursa olsun insanlarin ayrıştırılmaması, ötekileştirilmemesi gerektiğine inaniyorum.Eğitim bir haktır .Ve bir toplumun  can damarının eğitim olduğunu herkesin eşit şartlarda bu hakkından yararlanmasi gerektiğini savunuyorum. Adaletin para ile işlediği gücü yetenin gücü yetmeyeni dişlediği bir sistemde ne yaparsaniz yapın güveni sağlayamazsınız. Güvenin olmadığı yerde saygıyı , saygının olmadığı yerde sevgiyi ,sevginin olmadığı yerde ahlak değerleri maalesef hafif rüzgarda bile savrulan yaprak gibi başıboş insanlar türemesine sebeb olacaktır. Günümüzde evliliklere,insan iliskilerine ,ikili ilişkilere,aile ilişkilerine bakıldığı zaman insanlarin bireyselleştiği ve yalnızlık olgusunun tırmanarak zirveye yerleştiğini görebiliyoruz. Herkesin kendi zirvesini oluşturduğu bir toplumda toplumunuzu güçlü kılan aile kavramı zamanla yok olmaya mahkûm olacaktır. Etkilerini zaman zaman görüyoruz .<br />
Zirvede bir ağaçsın ama dalların yok. Bir gövdeden ibaretsin. En büyük ihaneti kendini kendi dünyana hapsederek yaptığının farkina vardığın zaman bizi biz yapan toplum değerlerimizi çoktan kaybetmis olacağız . Toplum bireylerin bir araya gelmesinden oluşur ,her birey kendinden sorumludur.Kendine ne kadar yatırım yaparsan bu toplum o kadar kazanır. Kazanan toplumda uzun vadede sen kazanırsın,biz kazanırız, geleceğimiz kazanır .<br />
Size neyin inandırıldığını unutun , daha akılcı ,daha eleştirisel bakin hayata ve sorgulayın . Ben neyi istiyorum ,neye inaniyorum ,biz neyi hak ediyoruz diye bu topluma  ait olan değerlere sahip çıktığın zaman kaybolan güven ve insan ilişkilerini geri kazanabiliriz.</p>

<p>GÜNÜN SÖZÜ</p>

<p>Bir gün bütün değer yargıları değişecek ve yargılananlar yargıç, eziyet edenler de suçlu sandalyesine oturacaklardır ve onlar o kadar utanacaklar, o kadar utanacaklardır ki utançlarının ve suçlarının ağırlığı yüzünden ayağa kalkamayacaklardır.</p>

<p>Oğuz Atay</p>

<p>KİTAP ÖNERİSİ</p>

<p>Lev Tolstoy<br />
Insan Neyle Yaşar </p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//bir-mesajim-var/30/</link>
<pubDate>Fri, 20 Aug 2021 12:24:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>FESLEĞEN</title>
<description><![CDATA[<p>Sabah uyanınca saksıda duran fesleğenime açıyorum gözlerimi ..<br />
Narin ve hassas bir bitkidir . Bakımı özen ister ... Unutulmaya gelmez suyunu günlük vermek gerek yoksa soluverir..  Ama muhteşem aroması yemeğe salataya inanılmaz guzel lezzet verir akdenize özeldir ..Fesleğen, ballıbabagiller ailesinden olup tek yıllık bir bitkidir .. Buraya kadar ki kısımda gözleriniz yazıyı okurken aklınızdan ben ne okuyorum diye geçmeye başladı sanırım .. Okumaya devam edin lütfen burada bir tebessüm belki iyi gelir ..<br />
Ballibabagiller ailesinden olan bu arkadaşımı her yıl annem elleri ile diker ve bana verir . Ben nazlanırım almak istemem sulamayı unuturum çünkü ama o zorla tutuşturur.. Yıllarca bu böyle geçti. Getiririm ve su vermem kuruturum canım bitkiyi .. Ama sanırım yaş aldığımdan bu yıl o fesleğen de annemin ellerini görüyorum ve annemin kokusunu aliyorum .. Benim için yapılan  öz veriyi görüyorum... Ne kadar benimle bütün yaşıyor ki soframda ki yemeğimin  lezzetinde bile annem var .. Sevgi dolu bir ailede evlatları için hiç yaşamamış sürekli gelecek hazırlamak için mücadele etmiş bir anne babaya sahibim. Hiç yaşamamış diyorum çünkü sinemaya gitmemiş,tatil yapmamış ,yeter yorulduk bırakalım şu çocukları da keyfimize bakalim gibi bir sey hiç akıllarından bile geçmemiş bir anne babadan bahsediyorum .. Seni seviyorum diye söylediklerine çok şahit olmasakta onlarin bize bir fesleğen özenin de baktığını ben kırk yaşımdan sonra anladim.<br />
Kırk yaş farkındalıkların yaşı, düzenli bir hayatin ilk evresi , yapacaklarının netlestiği , yapılanların  iyiler hanesi ve kötüler hanesi olarak bölümlere ayrılıp , kötüler hanesinin en üst rafta ama hep göreceğimiz yerde tozlanmasi için istiflediğimiz yaş.. Kırk yaşta sanki kalın mercekli bir gözlük takıyorsun ve olaylari olduğundan daha net ve büyük görüyorsun .. Bireysel mutluluğun yerini bütünsel mutluluk alıyor. Hatırlayın kırk yaşına kadar olan kısım da hep kendi mutluluğunuz ve egonuz ağır bastı,siz istediginiz için olmasi gerektiğini düşündünüz ,sizin ihtiyacınız vardi ,siz yapılmasını istiyorsaniz yapılmalıydı.. Anne kırıldı ,babaya küsüldü, kardeşler daha çok sevildi sizi hiç sevmediler . Zaten bu hayatta hic bir şey sizin istediğiniz gibi de olmadi hep şanssız hep bahtsızdınız. Oysa bize uzanan el hep vardi ama ruhumuzda ki ben o kadar egoistti ki hep dört nala koştu ve o el bizim hep dogru rotadan gitmemiz için yön gösterdi biz hiç farkinda olmadan. Olgunluğun dolgun bir cep olmadığını öğrendiğimiz gün büyümüş oluyoruz . Mücadelemizin seyri yön değiştiriyor bazılarımız bunu hazmediyor bazılarımızın ise egoları benliklerinin önüne geçiyor işte orada insanlar kendi icinde ikiye ayriliyor ...<br />
Çok sevdiğim bir söz vardır.. "Hayat kırkından sonra değil farkından sonra başlar."<br />
Yaşadığımız her yaş güzel  ve detaylara indikçe o kadar renkli ve ahenkli ki yeter ki görmek için çaba gösterin .. Ne nerde durmali onun kararını siz verin .. Ben olun ama biz demeniz gereken yeride bilin ...</p>

<p>Sağlıkla esen kalin ...</p>

<p>Günün sözü</p>

<p>İnsan;<br />
Sorguladığında doğar,<br />
Öğrendiğinde büyür,<br />
Farkettiğinde yaşar,<br />
ve öğrettiğinde;<br />
Ölümsüzleşir. </p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//feslegen/29/</link>
<pubDate>Wed, 18 Aug 2021 14:25:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BAŞLANGIÇ</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p>Bitiş beni her zaman heyecanlandırır. Çünkü her bitiş yeni bir bir başlangıcın fitilidir.Ve her başlangıç yeni insanlar tanımaya firsat verir ,yeni kapıların anahtarı, gün yüzü görmemiş fikirlerin veya oluşumların ışığıdır..</p>

<p>Heyecanli olan taraf bilinmezlerle dolu gizemli yolculukta kimler sana güzellikleri ile dokunacak,sen kimlere kalemini sevdireceksin ve bu saygı ve sevginin seni nereye taşıyacağını zamanın fantastik yolculuğunda nerelerde türbülansa yakalanıp nerede sakin yolculuğun inanilmaz manzaralarla bütünleştiğini bekleyip görmek olacak ... Yine yeni bir başlangıçta tek başıma çıktığım yolda bana güzellikleri ile dokunacak iki kişi ile karşılaştım .. Sadece bana inandiklari için bana yön veren saygıdeğer Yaşar Malkoç'a ve Yurdum Gazetesinin kapısını bana aralayan saygıdeğer Ali Yıldız'a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum . Hayat bir alış veriş ve ben alış verişin kârlı olanını severim . İnsallah bu yolculukta tecrübe, donanım ve fikirlerimizi birbirimize iyi ve doğru aktarır kârlı alışverişin verdiği huzurla uzun bir yol yapariz. Zira ben uzun yolu severim .Uzun yolculuklarda arkadaşlık pekişir, güven artar,samimiyetle yüreğini ortaya koyar ve bir sofrada ekmeği bölünmenin hazzını yaşarsın . Birbirini uzun yolda daha iyi tanır ve hayatı samimiyetle paylaşırsın.. Beni sizlerle buluşturan kalemim bu kalemin mürekkebi de elbette sizlersiniz ... Demek ki bu bir iş birliği o zaman birbirimize hoşgeldik, sevgili Yurdum Gazetesi okurları sizlerle olmaktan mutluyum..</p>

<p> </p>

<p>Zamanın dişlileri arasında sizlere güzellikleri yakalayıp önünüze sermeye çalışacağım ,ama arada zülfiyare de küçük dokunuşlar yapacağım ..</p>

<p> </p>

<p>Sevgiyle kalın ...</p>

<p> </p>

<p>GÜNÜN SÖZÜ</p>

<p>En uzun yolculuklara bile ufak bir adımla başlanır.</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//baslangic/28/</link>
<pubDate>Tue, 17 Aug 2021 13:51:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AYDIN KESKIN</title>
<description><![CDATA[<ul class="ic" style="color: rgb(25, 22, 16); margin: 0px; padding: 15px; font-family: &quot;Open Sans&quot;, Tahoma, Helvetica, sans-serif; font-size: 11px; list-style-type: none; background-color: rgb(255, 255, 255); width: 318px; border-width: 0px 1px 1px; border-style: none solid solid; border-right-color: rgb(235, 234, 232); border-bottom-color: rgb(235, 234, 232); border-left-color: rgb(235, 234, 232); border-image: initial; border-top-color: initial; border-radius: 0px 3px 3px 0px;">
	<li><b>78.173.43.87</b></li>
</ul>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//aydin-keskin/27/</link>
<pubDate>Sat, 17 Jul 2021 17:51:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AYDIN KESKIN</title>
<description><![CDATA[<p>AYDIN KESKIN</p>

<p>MUTLAKA OKUYUN İRKİLECEKSİNİZ</p>

<p>Bir Yunanlının cumhurbaşkanı hakkındaki düşünceleri ve sebepleri!</p>

<p>Sevgili Emin Çölaşan Bey,</p>

<p>Ben vaktinizi almadan doğrudan konuya gireceğim. Bu ay Samoa adasına gittim. 4-5 gün kaldım. Orada Yunanlı arkadaşlarım oldu, bunlardan birisi de Cos tas idi. Onunla çok iyi dost olduk. Kültürlü, saygılı, adam gibi bir adam. İngilizcesi oldukça iyi. Döneceğim gün öğlen yemeğine ısrarla davet etti.</p>

<p>Yemek de konu politikadan açıldı.</p>

<p>Bana kendi liderleri dahil en sevdiği ve saygı duyduğu liderin Erdoğan olduğunu söyledi, ben şaka yapıyor diye güldüm. Çok ciddiyim dedi.</p>

<p>Sebebini sordum.</p>

<p>"Bak dostum" dedi,</p>

<p>"Bütün ömrüm Türkiye'nin ülkemize olan tehdidi ile geçti. Şimdi Erdoğan'ın sayesinde çok rahatız."</p>

<p>" 1- Atatürk'e tarihten gelen bir nefretimiz var, Erdoğan Atatürk'ü bitirdi."</p>

<p>" 2- Dünyanın en güçlü ordularından birine sahiptiniz, onu da darmadağın etti, komutanları hapse attı. Bu ordu bir daha toparlanamaz."</p>

<p>"Siz 80 milyonsunuz, biz 10 milyon, ne kadar ürkütücü değil mi?"</p>

<p>" ERDOĞAN, TÜM AZINLIKLARA KENDİ DEVLETLERİNİ KURACAĞI YOLU AÇTI.</p>

<p>Yakında 5-6 yeni devlet kurulur ve nüfuslarımız eşitlenir. Daha ne yapsın?!</p>

<p>80 yıldır bizim politikacılarımız Erdoğan'ın yaptıklarının onda birini yapamadılar. İşte saygım ve sevgim bu yüzden."</p>

<p>Ben buz kesildim. Farkında değilim gözümden yaşlar akıyor, tıkandım lokmayı yutamıyorum. Costas fırladı peçete ile yüzümü sildi, bir yandan özür diliyor fakat teselli edecek kelimeler bulamıyordu.</p>

<p>Bir daha oralara gitmem, gerçeği tokat gibi vuruyorlar suratımıza.</p>

<p>Burada oturur yandaş gazete okur koyun gibi yaşarım, taa ki kesim gününe kadar.</p>

<p>Saygılarımla,</p>

<p>Sürüdeki koyunlardan biri</p>

<p>Prof. Dr. Ergün ÇİL</p>

<p>Pediatrik Kardiyolog</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//aydin-keskin/26/</link>
<pubDate>Sat, 17 Jul 2021 17:46:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AYDIN KESKIN MUTLAKA OKUYUN İRKİLECEKSİNİZ</title>
<description><![CDATA[<p><img alt="" src="/images/2021/07/17/37d51575-e6d3-466e-9eb4-7db6083e4c73(3).jpg" style="width: 675px; height: 1200px;" /></p>

<p>AYDIN KESKIN</p>

<p>MUTLAKA OKUYUN İRKİLECEKSİNİZ</p>

<p>Bir Yunanlının cumhurbaşkanı hakkındaki düşünceleri ve sebepleri!</p>

<p>Sevgili Emin Çölaşan Bey,</p>

<p>Ben vaktinizi almadan doğrudan konuya gireceğim. Bu ay Samoa adasına gittim. 4-5 gün kaldım. Orada Yunanlı arkadaşlarım oldu, bunlardan birisi de Cos tas idi. Onunla çok iyi dost olduk. Kültürlü, saygılı, adam gibi bir adam. İngilizcesi oldukça iyi. Döneceğim gün öğlen yemeğine ısrarla davet etti.</p>

<p>Yemek de konu politikadan açıldı.</p>

<p>Bana kendi liderleri dahil en sevdiği ve saygı duyduğu liderin Erdoğan olduğunu söyledi, ben şaka yapıyor diye güldüm. Çok ciddiyim dedi.</p>

<p>Sebebini sordum.</p>

<p>"Bak dostum" dedi,</p>

<p>"Bütün ömrüm Türkiye'nin ülkemize olan tehdidi ile geçti. Şimdi Erdoğan'ın sayesinde çok rahatız."</p>

<p>" 1- Atatürk'e tarihten gelen bir nefretimiz var, Erdoğan Atatürk'ü bitirdi."</p>

<p>" 2- Dünyanın en güçlü ordularından birine sahiptiniz, onu da darmadağın etti, komutanları hapse attı. Bu ordu bir daha toparlanamaz."</p>

<p>"Siz 80 milyonsunuz, biz 10 milyon, ne kadar ürkütücü değil mi?"</p>

<p>" ERDOĞAN, TÜM AZINLIKLARA KENDİ DEVLETLERİNİ KURACAĞI YOLU AÇTI.</p>

<p>Yakında 5-6 yeni devlet kurulur ve nüfuslarımız eşitlenir. Daha ne yapsın?!</p>

<p>80 yıldır bizim politikacılarımız Erdoğan'ın yaptıklarının onda birini yapamadılar. İşte saygım ve sevgim bu yüzden."</p>

<p>Ben buz kesildim. Farkında değilim gözümden yaşlar akıyor, tıkandım lokmayı yutamıyorum. Costas fırladı peçete ile yüzümü sildi, bir yandan özür diliyor fakat teselli edecek kelimeler bulamıyordu.</p>

<p>Bir daha oralara gitmem, gerçeği tokat gibi vuruyorlar suratımıza.</p>

<p>Burada oturur yandaş gazete okur koyun gibi yaşarım, taa ki kesim gününe kadar.</p>

<p>Saygılarımla,</p>

<p>Sürüdeki koyunlardan biri</p>

<p>Prof. Dr. Ergün ÇİL</p>

<p>Pediatrik Kardiyolog</p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//aydin-keskin-mutlaka-okuyun-irkileceksiniz/25/</link>
<pubDate>Sat, 17 Jul 2021 17:03:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bana trafikteki duruşunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.</title>
<description><![CDATA[<p>Merhaba. Bu hafta, her gün canımı yakan TRAFİK sorununa teknik bir açıdan yaklaşmayı düşünüyordum. Ancak, bu konuda yazmış çizmiş, bir anlamda meslektaşım sayılan, Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz’ un 8 Şubat’ ta Hürrüyet Gazetesi’ nde yazmış olduğu aynı konudaki yazısından bir bölümü sizlere aktarmaya karar verdim.</p>

<p>“Geçenlerde Yunanistan’dan bir misafirimiz kendi özel aracı ile ziyaretimize geldi. Yıllardır araç kullanan bu misafir, ‘İstanbul’da araç kullanmak için arabanın her tarafında dikiz aynası olması gerekir’ diyerek otomobilini kaldığı otelin parkına çekti ve tatili sürecince her yere taksi ile gidip geldi. Trafik, bir ülkenin medeniyet ölçüsünü gösteren en önemli kriterlerden biri. Aynı zamanda insan kalitesini de gösteriyor. Bir şehir trafiğinde ne kadar Korna sesi varsa o kadar medeniyetsizlik vardır.</p>

<p>Konuyu psikoloji boyutunda tahlil edersek, trafik esnasında bir araç olsun öne geçmeye çalışanlar, diğerlerinin önüne geçmek için şerit değiştirenler, kısacası yol gaspı yapan kimseler, eline fırsat geçtiğinde her türlü yolsuzluğu yapabilecek potansiyele sahip kişilerdir. Trafikten sorumlu bir idareci ya da mülki amir, resmi görev dışında mevcut konumunu trafikte avantaj sağlamak için de kullanıyorsa, mesela geçmemesi gereken emniyet şeridini kullanıyorsa, o kişi de makamını her türlü kişisel çıkar için kullanabilecek potansiyele sahip demektir. Seyir esnasında önündeki aracı geçmek için mazeretsiz olarak sollama yerine sağdan geçen sürücüler, hayatlarının diğer dönemlerinde de muhtemelen kurallara uymayan, sabırsız, aceleci kişilerdir. Bu bireyler fırsatçı tavırları ile hem kendilerine imtiyaz sağlarken, hem de kuralları dikkate almayan tarzları ile toplum normlarını da çoğu kez zorlar. Ayrıca hayatlarının her döneminde hata yapma potansiyelleri ortalamanın üzerindedir. Aşağılık kompleksi olan kişiler, trafikte kurallara uymadıkları zaman kendilerini kurallara uyan kişilerden daha üstün görürler. Başka bir sürücü tarafından geçilmeyi, özbenliklerine yapılan bir saldırı ya da saygısızlık olarak düşünürler. Yaptıkları çılgınca sollamalar, <em>varoluşlarını araç kullanarak göstermeleri</em> dir. Bu kişiler genelde kendilerini başarıları, kariyerleri ve gelişmişlikleri ile kanıtlayamamış bireylerdir.</p>

<p>Sıkışık trafikte bir araç daha öne geçebilmek için diğer sürücüleri sıkıştıranlar, makaslayanlar, sıkışık trafikte sanki kendileri uyanık, diğer kişiler aptalmış gibi emniyet şeridinde seyredenler, önü kapalı olduğu halde, sağdan gelip öne geçmeye çalışanlar başlıca trafik stresi oluşturan unsurlardır.”</p>

<p><strong>Kaynak:</strong> Nöroloji Uzmanı Dr.Mehmet Yavuz</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//bana-trafikteki-durusunu-soyle-sana-kim-oldugunu-soyleyeyim/24/</link>
<pubDate>Wed, 30 Sep 2020 09:35:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>yurdum gazetesi sayı 260 21 Eylül 2020</title>
<description><![CDATA[<p><img alt="" src="/images/0001(2).jpg" style="width: 740px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/0002(1).jpg" style="width: 739px; height: 1200px;" /></p>

<p> </p>

<p><img alt="" src="/images/0003(3).jpg" style="width: 740px; height: 1200px;" /></p>

<p> </p>

<p><img alt="" src="/images/0004(3).jpg" style="width: 739px; height: 1200px;" /></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><img alt="" src="/images/0005(4).jpg" style="width: 740px; height: 1200px;" /></p>

<p> </p>

<p><img alt="" src="/images/0006(5).jpg" style="width: 739px; height: 1200px;" /></p>

<p> </p>

<p><img alt="" src="/images/0007(2).jpg" style="width: 740px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/0008(3).jpg" style="width: 740px; height: 1200px;" /></p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//yurdum-gazetesi-sayi-260-21-eylul-2020/23/</link>
<pubDate>Mon, 21 Sep 2020 08:28:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>yurdum gazetesi sayı 255  17 ağustos 2020</title>
<description><![CDATA[<p><img alt="" src="/images/kategori/2020/09/17/jpg2pdf-1(1).jpg" style="width: 742px; height: 1200px;" /></p>

<p> </p>

<p><img alt="" src="/images/0002.jpg" style="width: 739px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/0003.jpg" style="width: 743px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/0004.jpg" style="width: 740px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/0004.jpg" style="width: 740px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/0005.jpg" style="width: 740px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/0005.jpg" style="width: 740px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/0006.jpg" style="width: 741px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/0007.jpg" style="width: 740px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/0008.jpg" style="width: 739px; height: 1200px;" /></p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//yurdum-gazetesi-sayi-255-17-agustos-2020/22/</link>
<pubDate>Thu, 17 Sep 2020 11:53:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sayı: 258: 7 Eylül 2020</title>
<description><![CDATA[<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/258/IMG-20200905-WA0005-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr%C3%BCld%C3%BC_pdf%C5%9F-1.jpg" style="width: 848px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/258/IMG-20200905-WA0005-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr%C3%BCld%C3%BC_pdf%C5%9F-2.jpg" style="width: 848px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/258/IMG-20200905-WA0005-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr%C3%BCld%C3%BC_pdf%C5%9F-3.jpg" style="width: 848px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/258/IMG-20200905-WA0005-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr%C3%BCld%C3%BC_pdf%C5%9F-4.jpg" style="width: 848px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/258/IMG-20200905-WA0005-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr%C3%BCld%C3%BC_pdf%C5%9F-5.jpg" style="width: 848px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/258/IMG-20200905-WA0005-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr%C3%BCld%C3%BC_pdf%C5%9F-6.jpg" style="width: 848px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/258/IMG-20200905-WA0005-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr%C3%BCld%C3%BC_pdf%C5%9F-7.jpg" style="width: 848px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/258/IMG-20200905-WA0005-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr%C3%BCld%C3%BC_pdf%C5%9F-8.jpg" style="width: 848px; height: 1200px;" /></p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//sayi-258-7-eylul-2020/21/</link>
<pubDate>Mon, 07 Sep 2020 18:51:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sayı 259: 14 Eylül 2020</title>
<description><![CDATA[<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/259/jpg2pdf_pdff-1.jpg" style="width: 740px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/259/jpg2pdf_pdff-2.jpg" style="width: 743px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/259/jpg2pdf_pdff-3.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/259/jpg2pdf_pdff-4.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/259/jpg2pdf_pdff-5.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/259/jpg2pdf_pdff-6.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/259/jpg2pdf_pdff-7.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/259/jpg2pdf_pdff-8.jpg" /></p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//sayi-259-14-eylul-2020/20/</link>
<pubDate>Mon, 14 Sep 2020 18:15:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sayı 254: 10 Ağustos 2020</title>
<description><![CDATA[<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/254/jpg2pdf%20(1)-1.jpg" style="width: 740px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/254/jpg2pdf%20(1)-2.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/254/jpg2pdf%20(1)-3.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/254/jpg2pdf%20(1)-4.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/254/jpg2pdf%20(1)-5.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/254/jpg2pdf%20(1)-6.jpg" style="width: 742px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/254/jpg2pdf%20(1)-7.jpg" style="width: 741px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/254/jpg2pdf%20(1)-8.jpg" style="width: 743px; height: 1200px;" /></p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//sayi-254-10-agustos-2020/19/</link>
<pubDate>Mon, 10 Aug 2020 12:54:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sayı 257: 31 Ağustos 2020</title>
<description><![CDATA[<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/257/257-1.jpeg" style="width: 743px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/257/257-2.jpeg" style="width: 739px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/257/257-3.jpeg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/257/257-4.jpeg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/257/257-5.jpeg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/257/257-6.jpeg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/257/257-7.jpeg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/257/257-8.jpeg" /></p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//sayi-257-31-agustos-2020/18/</link>
<pubDate>Mon, 31 Aug 2020 12:46:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sayı 256: 24 Ağustos 2020</title>
<description><![CDATA[<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/256/256-1.jpeg" style="width: 740px; height: 1200px;" /></p>

<p> </p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/256/256-2.jpeg" style="width: 740px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/256/256-3.jpeg" style="width: 741px; height: 1200px;" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/256/256-4.jpeg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/256/256-5.jpeg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/256/256-6.jpeg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/256/256-7.jpeg" /></p>

<p><img alt="" src="/images/kategori/Say%C4%B1lar/256/256-8.jpeg" style="width: 740px; height: 1200px;" /></p>
]]></description>
<link>https://www.yurdumgazetesi.com.tr/yazarlar//sayi-256-24-agustos-2020/17/</link>
<pubDate>Mon, 24 Aug 2020 12:33:00 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>